Tired.

Yıllardır, kreşlerde çalışıyorum ama ilk defa, 4 kişinin aynı anda, ayin düzenler gibi işi bıraktığına şahit oluyorum. Giden direktörle birlikte onlar da gitti. Yeni gelen direktörün de, kurallarını rulo yapıp, ona teslim etmiş oldular. Yok telefon kullanmayın, yok ceza puan sistemi var. Kendisi sınıfta çalışıyor, yardıma da başka kreşin direktörleri menajerleri koşuyor şimdi. Ben bugün…

Happy Children’s Day.

Sürekli değişen boşanma detayları, kreşten Opening Manager olmak için teklif almam ve bunun için, uzun zamandan sonra eğitimlere girmem-başımın şişmesi, infant 1’in bugünlerde uyumaması derken, 3 günü devirdik. Kaldı 2 gün daha. Ancak uykularda buluyorum huzuru, nasıl yoruluyorsam 10 saat uyuyorum. Bu halde bile gözlerimden uyku akıyor. Çok kötü görünüyorum hatta. Yazıyı yazar yazmaz yatacağım….

Aşk Değildi, Aşka Benziyordu.

Aşk değildi, aşka benziyordu, arkadaşlık değildi, arkadaşlığa da benziyordu… İşte böyleydi bir ilişkinin yapılmış en güzel tanımı. Bu bizdik, bunun dışında yaşadığımız hayatları da taşıyabiliyordu bu durum. Ta ki bir kavgaya kadar. Bu kavga ikimizin arasında olmadı. Kazanılmış sanılan yerini mağlubiyete bırakınca, boşanma süreci de başlamış oldu. Hep aynı şeyleri konuşmaktan, boğulmuş gibi hissediyorum. 1…

Spring.

Bahar bir gidip bir geliyor burada. Mevsim kararsız. Sürekli yağmur yağıyor. Yağmuru sevsem de bugün güneşli bir gün olmasını diliyordum, evi organize etmek için. İlk defa, eve gelen bakıcı, işe yaradı. Dünkü MR’ı başarıyla, nöbet geçirmeden, bradikardi’ye düşmeden atlattım. Şu an sadece, dün soluk boruma giren, hortum acıtıyor. Genel anestezinin tek eksisi bu sanırım. Hiçbir…

What’s Up.

Şehre barış gelince, kalp hızım da arttı. İki gün önce, öleceğimi hissettim yine. Geçti şimdi, öğleden sonra MR’a girebileceğim böylelikle. Travma geçirenlerin, cerrahi veya görüntüleme uygulamasında, sıkıntılar oluyor. En başında uyumuyorlar, bu yüzden ilk çekim başarısız oldu. Bir de evde olduğum sakinleştiriciler var, emin olmamakla birlikte 2-3 ilacın karışımı. Sadece birini biliyorum o da hızlı…

Ignore.

Sabahın 2’si ve ayaktayım. Eşim, tornado uyarısı nedeni ile alt kata indirdi bizi. Yani hafif bir şimşek çaktı, kapının önündeki süs sallanıp, ses yaptı, biraz da yağmur! Ya sen beni niye uyandırıyorsun bunlar için! Belki ben Gök Tanrı’ya inanıyorum. Sabah işe gideceğim, başka ilaç da alamam. Kaldım gecenin ortasında. Kötü bir şey oldu. İnsanların kötü…

Captive.

Kafama odunla vurulmuş gibi hissediyorum. Cuma günü sanırım öğle vakitlerinde eve geldim, sonra bakıcım yatağa uzan, doktorunun hazırlattığı karışımı vurucam, dedi. O kadar. O akşama kadar tek hatırladığım bu. Yarında azıcık kahvaltı. Sevdiğim nutellalı ekmekler ve kola, sonra yine iğne. Bunu anlayamadım eşimi çağırdım abartılı değil mi 2 gün yataktan çıkamamak, dedim. O şehire gitme…

Başkasın.

Sazlarım vardı, Irmaklarım vardı, Çakıl taşlarım vardı benim. Ama sen başkasın, anlıyor musun, başkasın… Sophie

That City.

Sonunda gece uyudum ve Krallık’a ulaştım ama ne ulaşmak. Ağzıma kürekle vurdu Panda. Küreği nereden buldun, çok kötü hissettirdi, kalenin kalbine gidiyorum ben, dedim. Sonra kafama da vurdu. Sonra bir aydınlanma geldi doğrusu… Özel hayatındaki en özel şey ben değilim, ne kadar farkındasın, ben sana bazı isimleri anmayacaksın demedim mi, dedi. Beni rahatsız ediyorlar, o…

Send Cookie Back Right Now!

Bir iş nasıl başlarsa, öyle gidiyor. Daha ilk gün, evlendiğimiz, evimize geçtiğimiz ilk gün, düğün fotoğrafları gelmişti ve biri tahtaya basılmıştı. Sarıldığımızı hatırlıyorum koltukta. Sonra birimiz çarptı sehpaya ve o tahta, yere düştü. Bir tahta nasıl tam ortadan ayrılabilir, ikimizi ayırdı kırıldığı gibi. İki parçaya düştük. Hata yaptınız, birinin ahı var, dermiş gibi. O zaman…