Ignore.

Sabahın 2’si ve ayaktayım. Eşim, tornado uyarısı nedeni ile alt kata indirdi bizi. Yani hafif bir şimşek çaktı, kapının önündeki süs sallanıp, ses yaptı, biraz da yağmur! Ya sen beni niye uyandırıyorsun bunlar için! Belki ben Gök Tanrı’ya inanıyorum. Sabah işe gideceğim, başka ilaç da alamam. Kaldım gecenin ortasında. Kötü bir şey oldu. İnsanların kötü…

Captive.

Kafama odunla vurulmuş gibi hissediyorum. Cuma günü sanırım öğle vakitlerinde eve geldim, sonra bakıcım yatağa uzan, doktorunun hazırlattığı karışımı vurucam, dedi. O kadar. O akşama kadar tek hatırladığım bu. Yarında azıcık kahvaltı. Sevdiğim nutellalı ekmekler ve kola, sonra yine iğne. Bunu anlayamadım eşimi çağırdım abartılı değil mi 2 gün yataktan çıkamamak, dedim. O şehire gitme…

Başkasın.

Sazlarım vardı, Irmaklarım vardı, Çakıl taşlarım vardı benim. Ama sen başkasın, anlıyor musun, başkasın… Sophie

That City.

Sonunda gece uyudum ve Krallık’a ulaştım ama ne ulaşmak. Ağzıma kürekle vurdu Panda. Küreği nereden buldun, çok kötü hissettirdi, kalenin kalbine gidiyorum ben, dedim. Sonra kafama da vurdu. Sonra bir aydınlanma geldi doğrusu… Özel hayatındaki en özel şey ben değilim, ne kadar farkındasın, ben sana bazı isimleri anmayacaksın demedim mi, dedi. Beni rahatsız ediyorlar, o…

Send Cookie Back Right Now!

Bir iş nasıl başlarsa, öyle gidiyor. Daha ilk gün, evlendiğimiz, evimize geçtiğimiz ilk gün, düğün fotoğrafları gelmişti ve biri tahtaya basılmıştı. Sarıldığımızı hatırlıyorum koltukta. Sonra birimiz çarptı sehpaya ve o tahta, yere düştü. Bir tahta nasıl tam ortadan ayrılabilir, ikimizi ayırdı kırıldığı gibi. İki parçaya düştük. Hata yaptınız, birinin ahı var, dermiş gibi. O zaman…

Rainbow.

Dün paskalya güneşliydi ama bugün yerini tekrar yağmurlara bıraktı. Ağladım bugün. Tuhaf bir gündü, aslında gülünecek çok şey vardı ama ben o moda bir türlü giremiyorum. Yasım var sanki, kötü bir şey oldu sanki. Winnie ile kutladım Paskalya’yı. Eğer bir kutlama varsa bir yerde, Winnie eğlenmek için en iyisidir. Yanlız çok güçlendi, oynaşırken dayak yiyorum…

Happy Easter

Bu haftaki rüyalar farklıydı. Rüzgardan kaçıp, kasırgalara vuruyordum sanki. Rüyada bilincim yerindeydi aynı zamanda rüyadaki olaylar da hastanedeki yatağımının etrafında yaşanıyordu. Bir büyücü gibi kontrol edebiliyordum etrafı. Kreşte RSV kapmışım bebeklerden, bağışıklık sistemimi çok salladı. Kaç gündür hastanede yatıyorum, bugün Paskalya Bayramı, diye yollandık, Paskalya bayramı herkese kutlu olsun. Anlamı gibi diriliş getirsin hayatımıza.İhtiyacımız var….

Not Normal.

İyi olacağım. En başta bunu yazayım. Sonra bugünleri yazayım. Mood stabilizator’ım çok düşük dozda. Sabah güneşliyim gülüyorum, öğlen yağmurluyum ağlıyorum, sonra ölesim kendime kıyasım geliyor. Sonra yine güneş açıyor. Şey gibi, Spotify dinlerken, her şarkıda mod değişir ya, öyleyim. Doktorum yavaşça arttırıyor ama ben, bugünlerde yaşanan şeylerden dolayı, delirmenin eşiğindeyim. Tüm hafta çalıştığım yetmezmiş gibi,…

So Much Going On.

Dayan Sophie dayan. Şurada Haziran sonuna ne kaldı. 1 ay tatil yapacağım sonrasında. Annemler de ilk New York’a gelmeye karar verdi. Sonra geçeceğiz Michigan’a. Eğlenceli bir yaz olacak. Biraz da Michigan’da zaman geçirip, İzmir’e akacağız. Dün çok üzüldüm. Çok ama çok. Hem haklarım çiğnendi, hem de aramama izin verilmedi. Potansiyel tehlikeymişim. Hayatım boyunca, dalından gül…

Burnt Out.

Hastayken, nasıl kreşte çalıştığım sorgulanabilir. Ben, kendimi yazdırıyorum kreşe. Sınıfın listesindeki ilk kişi benim. Tüm gün, 4 bebekle bir odada kapalıyım. Oyuncaklar, dinlendirici müzikler ve en önemlisi canlı oyuncaklar saydığım, beraber oynadığım bebekler. Evden daha rahat bir ortam kreş. Lakin bugün işler yolunda gitmedi. Kalbim ağrıyıp, soğuk terler atınca, soluğu hastanede aldım. Kalbimdeki çarpıntıyı durduramıyordum….