paralı seyyah.

covid değilmişim, influenza’ymışım ama yerden yere çarpıyor beni. özellikle de bugün soğuk mri odasında, dondum. şu an yine yüksek ateşim. evde bilinçsiz bir halde yatıyorum. moralim de bağışıklık sistemimi düşürdü tabi, ne zaman yapmaz ki böyle bir şeyi. her şey en başa döndü, çünkü öyle olması gerekiyordu. ben sırf birisi eğlensin, egosu şişsin diye yazmadım…

you’re not welcome anymore.

sanırım yine covid oldum. test sonuçlarım gelmedi ama ateşler içinde yanıyorum. doktor da muhtemelen covid, dedi. elimdeki ağrı kesicilerle geçmeyen bir baş ağrısıyla uyandım. ne güzel uyuyordum, kuşlar odama girip, ötene kadar. madem evdesin, bizimle oyna diye yatağıma kondular. tekmeyle kovdum ama uyuyamadım sonra. ah kreşte çalışmak. çocukların ve bebeklerin yarısı hastaydı zaten. kapmamamız mucizeydi….

caledonia, mi.

dün akşam işten sonra, drone çekimleri yaptık. o videoları çekebilmek, öyle kolay değilmiş. çok beceremedik. bir kez daha deneyeceğim aynı yeri 1-2 gün içinde ama sevdiğim yollara, drone sokamıyorum. çok tehlikeli. drone’un bir aracın üzerine düşüp, sürücüye kaza yaptırma olasılığı var. çok iyi hissetmiyorum bugün. yoksa yine giderdik bu akşam. belki de hafta sonu, sabah…

end of the story.

kırmayayım madem, kitabın son sayfasını yazayım… çocuk kalpli, yaralandıktan sonra, saklandığı kalede, çektiği acıya dayanamayıp ölüyor. üzümlü kek de böylelikle, içindeki çocukluğu ve iyiliği kaybediyor. hikaye de burada bitiyor. çocuk kalpli

sen canımı yakmaktan hoşlanıyorsun.

hayatımın yastık izi ile uyandım. ayılarım ve yatağım bozulmamış bile. bayılmışım yorgunluktan. geceleri antipsikotik de alıyorum artık zaten. rüyalar azalıyor. bugün de uyanamıyorum. dinlenmem de en iyisi. tüm hafta çalışacağım. yine de üzümlü krallık’ta uyanıyorum, venüs vaktinde. üzümlü kek kızgın ama kızmayacağım çık dışarı diyor sert bir sesle. sen içeri gir, çok yorgunum diyorum. giriyor….

amway.

en son katıldığım koşu, 2018 yılında, grand rapids’e ilk taşındığımdaydı. ondan sonra, bir şeyler yapmak yerine, yatarak-uyuyarak, epileptik nöbetlerin geçeceğini düşünüyordum. hiç geçmedi. başta üzümlü kek, becca ve bree olmak üzere duyan herkes canıma okuyacak ama yapmak istedim sadece. kalktığımda, koşuya gidemeyecek kadar uykuluydum ama önceki satırlarda yazdığım şeyleri düşündüm. hayat beklemiyor. akıp gidiyor elimizden….

bree.

işler giderek ilginçleşiyor. ben, bree’nin eşi ile aynı gün doğmuşum ama bree de üzümlü kek’ten sadece birkaç gün önce doğmuş. daha yeni baktım doğum gününe. ben ve hayatımdaki aslan burçları diyorum sadece. 86’lı olduğunu bilmiyordum. bree, eşi ve ilk çocuğu. aslında john’un fotoğrafına bakmaya girmiştim ama bulamadım. biraz canım sıkıldı sanırım. cuma günleri, haftalık program…

gear.

num num num num. blake’in karnını böyle öpüyorum. bu sabah ilk işim, kreşe gidip davetiyeleri dağıtmaktı. hem de bree’yi görmek. aslında çok hastayım bugün. ateşim bile var. burnum tıkalı. boğazlarım acıyor ve çok güçsüzüm. ikinci işim ise, sırt cerrahına görünmekti. kesinlikle ameliyat etmem şu aşamada, çok tehlikeli hatta iğne ile tedavi de aynı riskte, çok…

long story short.

hayat çok kısa. sanırım ben de üzümlü kek gibi düşünüyorum. insan hunharca para biriktirmek yerine, dünyayı dolaşmalı. eskiden böyle düşünmezdim ama şimdi farklı. görmek istediğim bir sürü yer ve hayvan var. gerçi buna sint marteen dahil değil. çok güzel, karayipler’e gidiyorum da, ben sürüngenlerden nefret ederim!! o iguana denen hayvanın, etrafımda olmaması lazım. otelde görsem,…

pantomime.

Tell me before I waltz out of your lifeBefore turningMy back on the pastForgive my impertinent behaviorBut how long do you think this pantomime can last? pek iyi sayılmam. sanırım covid oldum ama umrumda değil, gerçekten hastaneye gidip, test yaptırmak ve sonucunu bilmek istemiyorum. moralim bozuldu. dün, bree’yi kızdırdılar. o da istifa etti. daha doğrusu…

super hero business.

uzun zamandan sonra, işime geri döndüm bugün. bir sürü hediye, toplanmış bir miktar para vardı ama en büyük ödülüm, üzerime zıplayan, sevincinden deliye dönen bebek ve çocuklardı. blake biraz ileriye gitti, annesi tırnaklarını kesmeyince. şerefsiz bebek, yırttı suratımı ama nasıl mutlu oldu, nasıl mutlu oldu anlatamam. ben de öyle. o kadar ağrım olmasına ve kendimi…

happy mother’s day.

yarın anneler günü olduğundan, bugün bir şeyler yapmam gerekiyordu ve annem, gidip koşmamı istemişti. bir süredir de, kazımaya çalışıyor, sırtım ağrıyor diye işe gitmiyorum ama telefonlardan da kaçıyorum. olayı anlatamazdım. ne yazık ki doping aldım dün gece yatmadan önce. kaslarımı kandırdım. istesem 10 km bile koşacak gücüm vardı ama zorlamadım. güvendeydim. saatten, kalp ritmime sürekli…

uçurtma bayramları.

çok mutlu bir sabah. bugün john ve bree gelecek. şuna bak, john’un ismini ilk yazdım. buradan nasıl bir anaokulu öğretmeni olduğumu anlatabilirim. hayat, çocuk ve bebek sesleri olmadan öyle berbat bir yer ki. pazartesi gittiğimde, her bebek ürününden biraz getireceğim eve. kokularını bile özledim. bezlerini değiştirdikten sonra, sürdüğüm yağ ve pudraların kokularını özledim. en çok…

justfly.com

sahtekarlar sizi. hata yapmamışım meğer. gerçekten kazıklamışlar beni. hesabımdan hem biletlerin gerçek fiyatını çekmişler ($525), hem de uydurdukları parayı çekmişler. ($1081) bir de bir ($278) daha var. onun ne olduğu ise, hala belli değil ama hallederiz. amerikan bankaları, scamlere para ödemiyorlar. neyse, şirin bir haber vereyim. telefon kılıfım geldi. kılıf kullanmaktan nefret ederim, iyi temizleyemediğim…

5/3.

bazen eşime, beni neden bu kadar seviyorsun, benim için değmez diyesim, geliyor. gerçekten, o günlerden biri. sabah 7’den beri, zor zaman yaşatıyorum ona. çok kötü başlamamıştı aslında, tüm hastaneyi bu güzel tablolarla donatmışlardı. onları gezmiştik, çok mutlu olmuştuk. sonra eşime eşyalarımı bırakıp, kıyafetlerimi değiştirdim. mr odasına girdim. damar yolu açıldı. radyoloji uzmanı geldi ve bilgi…

whatever.

çocukken hatırlıyorum da, iki dini bayramdan en çok, bunu severdim. şeker bayramı. aslında diğerinde, ziyafet beklerdi beni ama çok değerini bilmezdim sanırım. bir keresinde, tüm kardeşlerimle mahalle mahalle dolaştığımızı, ikişer poşet çikolata ve şeker ile eve geldiğimizi hatırlıyorum. bir keresinde babaannem de oturup yemişti bizimle. şeker hastasıydı. o kadar güzel şeyler toplamıştık o gün. her…

mutlu bayramlar! happy eid!

arka planda, birçok şey dönüyor bugünlerde. bugün işçi bayramı, yarın ramazan bayramı, sonraki gün de eşimin doğum günü ama o gün kendimde olmayacağımdan, bugün kutladık. pazar günleri zaten ailece bir araya geliyoruz. kilise sonrası brunch oluyor her hafta sonu. bugün ben kiliseye gidince, insanlar daha da neşelendi. özellikle becca. bana en son ne zaman böyle…

ada.

sanırım, sonunda, kiliseye gideceğim gün, geldi çattı. daha 3 saat var ama yetişemeyecek kadar meşgul hissediyorum kendimi. (hiçbir işim yok) kilise sıkıntı değil, öncesi ve sonrası, bitmeyen muhabbetler, özellikle eşimin ailesinin yaşlı çevresinin soruları, geriyor. gerginim. kız kardeşim de, şu an amazon şirketi açıyoruz yazıyor. doktorluktan bıktı. nevresim işine girmeye karar verdi. beraber nevresim satacağız…

something looking forward to.

bugün, uykum olmaz artık sabah kalktığımda diye düşünüyordum ama görülen o ki, yine çok yanılmışım. ayakta duramıyorum. haftaya umarım işe dönebilirim. ikinci işime ve bir de softball takımına. gerçi bir şey daha var: mr’ım. salı günü bir de hastanede yatacağım. şu an tüm bu sorunlarımı, süt içerek ve oyuncak sincabıma sarılarak atlatmaya çalışıyorum. enish boyutlarında…

oyuncak.

bazen spotify’da, sadece sevdiğiniz listenizi dinlersiniz, bazen de yeni şeylere açıksınızdır ve keşfetmeye karar verirsiniz ama hayatınızda, öyle bir an olur ki, tüm müzikler, tüm sesler durur. kalbimin duruşunu anlamlandıramıyorum. mesela nerdeydim o 2 dakika boyunca. ya da 10 saat nerdeydim uyanana kadar. bana anlatılmayan kim bilir neler var… kendi kusmuğumda boğulmaya karar vermiştim artık…

i wanna live.

her şey çok karışık. toparlayamıyorum. olayın ne zaman olduğundan bile haberim yok. bilmek de istemiyorum açıkcası olanları. eşimin, annesinin ve becca’nın ağlaması yetti. bu olay umarım bir daha hiç konuşulmaz. cpr’dan sonra, çok sessizleştim ben. kalbim gerçekten atmıyor artık sanki. hiçbir şey anlamlı gelmiyor. tek bildiğim 1 hafta içinde düzelip, hem kreşe, hem çocuklarla futbol…

23 april national soverereignth and children’s day.

başkalarını bilmem ama, bugün atatürk’ün bana ettiği en güzel bayram. şunu da fark ettim. atatürk demek, ankara demek. o yüzden 2 kat seviyor ve bütünleşiyorum sanırım. ben dün çok erken yattım, 1PM gibi işten gelip, kafayı koymuşum. sonrası yok birkaç tuvalet ziyareti dışında. anaokulunda çalışmak, hem ödüllendirici hem de sürüm sürüm sürümdürücü bazen. şuna bak,…

william.

bugün hayatımın en unutulmaz günü. 7 ay önce, işe başladığımda, emekleyemeyen bebeklerim bile, bugün dışarda playground’da, benimle oynuyordu ve koşup koşup bana atlıyorlardı. kaç kere gözlerim doldu ve kendimi tuttum ağlamamak için, bilmiyorum. en tatlısı ise william’dı. chunk oğluşum benim. onun ilk öğrendiği kelimelerden birini bilmek ister misiniz? more. (daha fazla yiyecek istiyorum) sadece yemeğe…

wow man!

sabahları işe, erken gitmek gibisi yok. ayrıca, herkes akıllı, bir ben gerizekalıymışım. 7’de işe gittiğinizde, okulda öğrenci bile olmuyor, herkes kahvesini alıp, bol bol sohbet ediyor 8’e kadar. orada olmak zorundayız çünkü, hangi veli kaçta çocuk getirecek belli değil. buradan 1 saat kazanıyorum. 1 saat de molam. 2 saat de çocuklar uyuyor. yani aslında yarım…

think future, spend carefully.

akşam saatleri olunca, strese giriyorum bugünlerde. çünkü akşam yemeğinde, yeşillik dışında bir şey yemem gerekiyor ve yiyemiyorum. her akşam tartışıyoruz eşimle. açlıktan ölüp hiçbir şey yiyememek. çok az kişi bilir bunun sıkıntısını. açıkçası, okuldan aldığım en son virüsten sonra, bulimia endişesi yaşıyorum. kilo vermek iyi güzel de, gittikçe zayıf da düşüyorum. üstelik en kuvvetli olmam…

mutlu paskalyalar!

yazacak 2 essay’im olduğundan, hayatımın en kısa easter’ı. ne yazık ki, hayal ettiğim gibi yiyemedim. hatta hiçbir şey yemedim. zaten kilo kaybetmiştim ama 60’ın da altına düşmüştüm bu sabah. geçen hafta, kreşte hepimizi kusturan bir virüs vardı. birkaç kere kusunca, olay durdu bende. yoksa yiyordum, eskisi kadar çok yemiyordum ama yiyordum sevdiğim şeyleri yine. son…

happy easter!

herkese mutlu paskalyalar! yiyeceğim yemekler için, heyecanlıyım sadece. evi bile süslemedim. hatta, üzerinden süsleri almama rağmen, noel ağacı bile hala alt katta. onu dışarıya çıkaracak iki kişi lazım ve biri ben değilim. zaten çok yoğun da bir hafta oldu. gücüm kalmadı bir şey yapacak. cuma gününden beri uyuyorum. mayıs’tan itibaren, işe sadece haftanın ilk 3…

trying to cause a row.

boş kaldığım an, sincabım diye ağlamaya başladığım için, sürekli meşgul olmaya çalışıyorum. kabul edemiyorum. çıldıracak gibi oluyorum, penceremin önünü görünce. öyle sevimli bir şey, ölemez. ölmemeli. ya işteyim, ya da evde uyuyorum genelde. cuma günü, gerçekten çok ağır bir şey olmuşum. çok sallıyor beni. iş yerinde de, hatasız gitmeye çalışıyorum, çünkü artık bir düşmanım var….

iyi ki doğdun bleykiii!!

dün bayılana kadar ağladıktan sonra, eşim sadece ilaç vermek için uyandırmış anlaşılan. bu sabah uyandığımda, ilk hatırlayamadım dün ne olduğunu. sonra aklıma geldi ve göz yaşlarına boğuldum yine. bir yanda mutluluk diğer yanda hüzün. karmakarışık birgün. ne hissettiğimi kestiremiyorum. bir yandan, blake için çok mutlu ve heyecanlıyım, öğleden sonra harika bir doğum günü partisi kutlamaya…

go on.

uzun uykulara yatınca, yıllardır görmediğiniz bir ülkeye, gitmiş gibi oluyorsunuz uyandığınızda. her şeyi baştan almanız gerekiyor. tuhaf yanı ise, aslında gerçekten de gidiyorsunuz. bambaşka bir dünyaya açıyorsunuz gözlerinizi o dünyada uyandığınızda… geleceğe gitmiştim. üzümlü krallık’ı yazmışım. en uzak geleceğe dair, ilk seyahatim. inanmayacak kimse biliyorum ama birazını okudum bile. ben bir şey daha yapmışım. yıllardır,…

love you baby bush.

bu bebek, beni öldürecek ama gene de deliriyorum onun için. blake, salı günü akşam üzerini, kucağımda, burnumu ısırarak geçirdi. daha yakın bir temas yok. çarşamba hasta olduğu haberi geldi. sonra da ben hasta oldum. ah baby bush, ah baby bush. sabah uyanamadım. işe gittiğimde ise adım atacak halim yoktu. kendimi zorladım sabah aktiviteleri için ama…