Korean.

Ruh ikizlerimden birinin, Romanya’da yaşaması ne kötü. Keşke Mathieu, Grand Rapids’te yaşasaydı. Ne eğlenirdik. Bugün Kore restoranına gittik beraber. Her yeri oyuncaklarla dolu, kendin pişir kendin ye, tarzı bir yerdi. Çok eğlendik içinde. Hatta 90’lı yılların atari oyunlarını oynadık. Paslanmışız biraz. Hiçbirini beceremedik. Öğleden sonra, ölü gibi uyumuşum. Oyuncak Krallık’ta, Panda’nın kucağında uyandım. Burnumu sıkıyordu…

Cluj Napoca, Romania.

Bu sabah yürüyüşümü, Cluj’un merkezinde yaptım ama bir yerden sonra, yorgun olduğumu fark edip, otele geri döndüm. Mathieu işten çıkıncaya kadar uyuyayım, dedim. Yarın Budapeşte’ye gidiyorum günübirlik, bugün zaten dinlenme günümdü. Ben şehir merkezlerini gezmeyecek kadar, dolaştım Avrupa’da aslında. Taşra daha çok beni ifade ediyor. Yine de, eski binaları gezmek güzel. Romanya, yıllar sonra Avrupa…

Torocko Erdely.

Masallarda, küçük kendi halinde yeşil bir ülke varmış diye bahsedilen yerler gibidir Romanya. Mütevazi bir şekilde, sevimli, kendi halinde, doğayla ve taşrası ile barışık, pırıl pırıl bir ülkedir. Benim bir hikayem varsa, o hikayem burada başlamıştır. Ne kadar gidersen git, sonunda en başa dönersin, diye derler ya, 2009 yılıma döndüm, bugün uçağım Cluj Napoca şehrine…

Nope.

En azından ümidim kalmadı. Bu da bir şey. Ümit kadar acı çektiren başka bir his var mı? Şu an İzmir Havalimanında oturdum, biramı aldım, bunları düşünüyorum. Annem geldiğimden beri, sarıp sarmaladı, besledi, iyileştirdi, ben yine, bulduğum ilk fırsatta, oturdum bira içiyorum. Yanına gittiğim arkadaşıma, çok içelim çok eğlenelim Mathieu, yazdım. Onun da tam ihtiyacı böyle…

Mark Warner.

Bugün yine, balıklar gibi yüzdü Çocuk Kalpli Sophie. Huzurlu, sessiz sakin bir koyda, denizin tadını çıkardı. Bodrum veya Çeşme’de herhangi bir Beach’i aratmayacak güzellikle bir yer Mark Warner. Maldivler’den hafif esintiler var. Çok sevdim. Daha önce nasıl keşfedememişim burayı, gerçekten şaşırıyorum kendime. “Seninle bir ömür geçirsem, yine de sana doyamazdım…“ Böyle diyordum dün gece rüyamda….

Bilinçüstü.

Bazı insanlar bilinçüstü yaşar. Uyandığında da ruhuna yattığı yerden huzur gelir. Benim gibi, psikolojisi kırılgan biri için, bu büyük bir nimettir. Panda’nun sürekli rüyamda olması bir tesadüf değil, çok özel bir bağın, bizi birbirimize çekmesiyle alakalı. Bunun yanında, özlediğim ilk öğrencilerimin, yine Krallık’ta olması, bu bağın özlemle daha güçlü kurulduğuna işarettir. Çekildiğimiz kalbin kapısında bazı…

Pera mı Sarman mı?

Herkes beni bu yaz Pera’ya benzetiyor. Annem de sarmanlara baka baka sarmana benzedin diyor. Sarmanım zaten rüyalarımda. O da panda mı acaba? Tembel değildir, çok oyuncu da değildir aslında. Oyuncak Krallık’ta çok güzel anılar oluştu dün gece. Geçmişimize gidip, bizi izledik. Bu anı unutacak mısın ki dedi, Panda, öyle güzeliz ki… Hayatımın yarısısın, tüm gençliğim…

Foça Saklı Cennet.

Büyük maceraya 10 gün kaldı. Biraz kırılsam da, kararımda bir değişiklik yok seyahatle ilgili. Annesinin bir tanesi modundayım evimde. Annem bana daha iyi bakıyor, şu ana kadar 1-2 hafif bayılma dışında, iyi gitti sağlığım. Kalbim düzgün atıyor. Romanya’ya gitme iznim çıktı hatta Perşembe de Çeşme’ye gideceğim. Bugün ise en sevdiğim koydaydık yine. Çocuk gibi Go…

Fishes.

Yazlık olayı güzel ya. Hiçbir şey yapmadan bile, zaman, huzurlu geçiyor içinde. Mutlaka benim de mavi beyaz bir yazlığım olmalı. Akdeniz ve mavi temalı. Hayatımda ilk defa, seramiğe ilgi duymaya başladım. Bugün birkaç seramik bile aldım. Şimdi sıra ise bu aşağıdaki balıklarda. Yapan kişi Brezilya harici göndermiyormuş. İkna etmeye çalışıyorum. Alacağım bu balıkları: Keşke, benzerlerini…

Kleopatra Hamamı.

Gece teknenin üzerinde uyumak, dünyadaki en rafine zevklerinden biriymiş. Bir yanda sizi beşik gibi sallıyorken, diğer yanda yaz ortasında serinlik içinde uyumanızı sağlıyor. Çok güzel bir deneyim oldu. Kleopatra Hamam’ında geçirdik geceyi. Ama öncesinde öyle kudurduk ki, şu an her yerim morluk ve çizik içinde. Ağaçtan iple, suya atlarken özellikle, tüm belimi kayalara vurdum. Uslanmadım…