Cluj Napoca, Romania.

Bu sabah yürüyüşümü, Cluj’un merkezinde yaptım ama bir yerden sonra, yorgun olduğumu fark edip, otele geri döndüm. Mathieu işten çıkıncaya kadar uyuyayım, dedim. Yarın Budapeşte’ye gidiyorum günübirlik, bugün zaten dinlenme günümdü. Ben şehir merkezlerini gezmeyecek kadar, dolaştım Avrupa’da aslında. Taşra daha çok beni ifade ediyor. Yine de, eski binaları gezmek güzel.

Romanya, yıllar sonra Avrupa Birliğine, tam giriş yaptı. Bunun heyecanını yaşıyor sokaklar. Bayraklarla donatmışlar her yanı.

Dün gece, Oyuncak Krallık’ta, Küçük Panda’yı aramak için, vadilere gittim. Rüyamda daha çok yoruldum sanki, rüyamın yorgunluğu daha fazla bugün. Sonunda buldum onu. Hala kalenin kalbinde uyumak istiyor musun, diye sordum. Evet ama şimdi değil, hem Panda kızmaz mı, sevmiyor sanki beni, dedi. Sen zaten osun, o artık hiçbir şeye kızamaz, gitmeye karar verdi, birkaç gün içinde ayrılacak buradan, dedim.

Hem sevindi, hem üzüldü. Dark izleyenler bilir. Bir adamdan 3 tane vardır. Biri çocuktur, diğeri genç bir adamdır, ötekisi ile yaşlılık halidir. Hepsi aynı kişidir. Panda’nın günümüzdeki hali 40 yaşında, Oyuncak Krallık’ta ise 30 yaşında, Küçük Panda hali ise 20. 3 kişiler dünyamda. Yine aynı dizide, büyüyünce masumiyetini kaybetme konusu işleniyordu. Başrol oyuncusu, sevdiğine kıyıyordu sonunda. Sevgilisi, genç halindeydi.

Bana kıydı Panda. Bunu hissediyorum. Beklemediğim bir şey değildi. Sadece ümit etmiştim. Bir şansım olduğuna inanmıyorum ama yine de, iman dolu Türk Pasaportumla, üzülen şehrin kapılarına dayanacağım.

Sophie

Yorum bırakın