Kleopatra Hamamı.

Gece teknenin üzerinde uyumak, dünyadaki en rafine zevklerinden biriymiş. Bir yanda sizi beşik gibi sallıyorken, diğer yanda yaz ortasında serinlik içinde uyumanızı sağlıyor. Çok güzel bir deneyim oldu. Kleopatra Hamam’ında geçirdik geceyi.

Ama öncesinde öyle kudurduk ki, şu an her yerim morluk ve çizik içinde. Ağaçtan iple, suya atlarken özellikle, tüm belimi kayalara vurdum.

Uslanmadım bir de yatın üzerine çıktım.

Oradan da atladım:

Yeşil, mavi, kırmızı. Çok güzelsin Muğla.

Yarın tüm gün uyuyacağım. Vücudum ağlıyor şu an. Yoruldum ama kısa ve güzel bir Fethiye gezisi oldu.

Rüyamda ise, eski anılardan birini konuşuyorduk Panda ile. Birgün seni, beni dinlemediğin için yıldızlara bölmüştüm hatırlıyor musun diye, sordu. Evet dedim, tanrımı sadece gün batarken ve doğarken görebilecektim. Her gün doğuşunda ve batışında, gökyüzündeyiz, kafanı hep yukarı kaldır, dedi. Sen benim gökyüzü tanrım ol, ben de senin yıldızın, seni çok seviyorum Panda, ne olur hiç ayrılmayalım, şaşırt beni, dedim.

Bir şey demedi ama aslında çok şey demek istedi…

Sonra uyandım birden, güneş doğuyordu. Öyle güzel bir zamanlamaydı ki, ruhum göğe yükseliyormuş gibi hissettim.

Bazen rüyalar ne güzel. Kabus gördüğümde bu yüzden çıldırıyorum ben. Bir yanda eşi benzeri olmayan güzellikte bir dünya, diğerinde eziyet çeken ruhum. Gerçi Oyuncak Krallık da arada bazen kabusları aratmıyor.

Yazarken, Pera Bebek, Airpod’umu havuza attı. Ya bu bebek çok fena…

Sophie

Yorum bırakın