Teddy Bear.

Haftaya süper! başladım. Bazen gerçekten ben de çok üzülüyorum. Özellikle biri bana kızdığında ve ne olduğunu söylemediğinde.

Fethiye yolundayız, mutluyuz ilk defa. Şu ana kadar kötü hiçbir şey olmadı. Nazar değmez umarım. Gerçi yeni bir sıkıntım var. Ecel peşimden geliyor. Bende pre diyabetik sıkıntı vardı ama çok ciddiye almamıştım. Şimdi 300’e fırlıyor, birden uyku basıyor ölüm gibi. Yorgunluk çöküyor bilmeden uyuyorum. Bu Pre diyabetikten, diyabete geçerken olurmuş. Bir bu eksikti gerçekten. Zaten beni bayıltan iki hastalığım vardı. Biri epileptik öteki bradikardi.

Dün bir de öncesinde bir şeye üzüldüm. Pera’ya bir ayı almıştım ilk doğduğunda. Bakıcısı gezdirirken düşürmüş o ayıyı. Sokak köpeklerinden biri bulmuş, üzerine yatmış, seviyormuş onu. Sırf ben aldığım için, bakıcısı aramış bulmuş. Köpek vermek istememiş. İşte ben buna kahroldum. Gariban olmak öyle canımı yaktı ki. Ona Cumartesi oyuncak aldık ama o kadar sevmedi aldığımız oyuncağı. Herhalde geri almamızdan korktu. Kahroldum. Ağladım. Belki de o etkiledi kan şekerimi bilmiyorum.

Hayat kısa, üzmeye üzülmeye değmez.

Biraz o yüzden, çıkacağım yolculuk. Attığım adımın çok güçlü olduğunu ve sonrasında çok üzüleceğimi biliyorum ama yine de bir şans vermek istiyorum kendime ve sevdiğime.

Kendime o gün pasta alacağım. Kalacağım yerin sokağı çok sevimliymiş meğer. O sokağa çıkarım herhalde. Mutlu yıllar dilerim son kez. Ne yapayım. Elden ne gelir başka.

Rüyamda Küçük Panda’yı dolaştırıyordum. Gezmeyi ilk öğrendiği zamanlardı yaşı. Her gördüğü yerde duruyor, büyük bir hayranlık duyuyordu. Seni çok seviyorum, dünyamı renklendiriyorsun, diyordu. Benim tek rengim sensin, dünyam seninle renkli, dedim. Bu yüzden mi gidiyorsun, dedi. Bunlar Panda ile konuşacağım şeyler, sen sıkma canını, dedim.

Üzülmesin Küçük Panda.

Büyüğü de üzülmesin.

Ben de üzülmeyeyim…

Sophie

Yorum bırakın