Frankfurt.

Aşk, bir varlığa duyulan heyecandan, fazlası olmadı benim için hiç. Koşulsuz, karşılıksız, bir sıfat altında birleşmeyi aramayan, saygıyı hak eden bir konu. Eleştirilmesi anlaşılabilir olduğu kadar, cevapları olmayan sorular karşısında, kolay yıpranıyor. Elimde çok değerli bir şeyim var, tüm dünyanın üzerime gelmesine rağmen, ona sahip çıkmaya çalışıyorum. Gerçeklikle rüya arasında bir yere sıkışmış haldeyim. Rüyalarım gerçek çıksın istiyorum.

Yolculuğum rahat geçti. İyi uyudum, hala da uykum var. Frankfurt şehir merkezine gitmek yerine, uyku podlarından birine yatacağım sanırım.

Rüyamda, yine 20 yaşındaki haliyleydim. Kalenin kalbinde yatıyorduk. Bana sarılsana diyordu, uyuyalım. Tabii ki hayır, sen yat, ben ancak bebek gibi saçını okşarım. Sonra bu yattı, ben de 40 yaşındaki haline gittim.

Kendimi kıskanma noktasın geldim, hep orada mı yatacak, ben ne olacağım diye, sordu. Ben ne olacağım Panda? Ağustos’un ilk günü, yaz güneşi altında ağlarken, ben ne olacağım, muhtemelen tatilimi erken kesip, soluğu Pine Rest’te alacağım, herkesin kendi kararı biliyorum ama bu üzülmemi engellemez, engellemesin de zaten diye cevapladım.

Sarılalım mı dedi, tamam sarılalım ama lütfen bizim için en doğru kararı ver, dedim.

Küslüğün önüne her zaman geçecek bir yol buldum ama bu sefer olmaz.

Gerçekten birine ihtiyacım var. Yalnızlıktan ölmek üzereyim.

Sophie

Yorum bırakın