Becca’nın doğum günü diye kalktım, onu kutlamaya çıkacağız. Aslında çok huzurluydum yatağımda, dışarı çıkmayı bırak, alt kata inesim yok. Bugün aracımın içini yıkattım. Ona uyandım sadece. Yılda birkaç kere yıkatıyorum çünkü koltuklara bebek kiri ile oturuyorum bazen. Bu elemanlar, sevimli ama kirliler, sokak kedilerine benzetiyorum bazen ama Zonguldak’taki kedilere. Zonguldak siyah tutan bir şehirdir, kediler kirden görünmez.
İşimi çok seviyorum. Bugünlerde Henry ile çok oynuyorum. Artık tırmanabiliyor ama tırmanınca, oturamıyor. Gel beni al diye ağlıyor. Günde en az 50 kere yaşıyoruz bunu.

Kirli Kedi. En çok da dışarıyı izlemeyi seviyor. Yalnız arabamı nasıl kötü park etmişim. Benim araç kullanma kabiliyetim iyi değil galiba. Son yaptığım kaza, çok amatörceydi. Bir de insanlara, o an nöbet veya bradikardi geçirmediğimi anlatamıyorum. Herkeste bir soru işareti bu kaza.
Çok uyudum bugün. Rüyamda hep Panda’ylandım, uyanasım gelmedi o yüzden. Büyük göbeğinde yatıyordum. Turuncu tüylerimi sevsene, dedim. Kedilerin, karnındaki tüyler sevilir, dedi. Karnımı sev o zaman, dedim. Sevmeye başladı. Sonra, bu tüyleri benden başka kimse sevemez, dedi. Yüzüne dönüp, senden başka herkes sevdi, dedim. Kızdığını hissedebiliyordum bu cevaba ama bir şey demedi. O da biliyordu, insanların beni rahat bırakmadığını, onlara ilgi çekici geldiğimi, bir de farklı şeyler yaşama arzularının, bitmek bilmediğini…
De, ben evde yatıyorum onlar beni düşünürken. Zamanımı Panda ile geçiriyorum.
Becca’nın doğum gününe giderken, kendi doğum günümün yaklaşık 1 hafta sonra olduğunu fark ettim. Öyle yoruluyorum ki, ayın 13’üne bakış açım, tatilime az kalması. New York’ta ailemle kutlarım artık.
Sophie