Aşk değildi, aşka benziyordu, arkadaşlık değildi, arkadaşlığa da benziyordu… İşte böyleydi bir ilişkinin yapılmış en güzel tanımı. Bu bizdik, bunun dışında yaşadığımız hayatları da taşıyabiliyordu bu durum. Ta ki bir kavgaya kadar. Bu kavga ikimizin arasında olmadı. Kazanılmış sanılan yerini mağlubiyete bırakınca, boşanma süreci de başlamış oldu.
Hep aynı şeyleri konuşmaktan, boğulmuş gibi hissediyorum. 1 yıldır, boşanma sürecindeyiz ya. Sürekli planlar değişiyor. Ailem, 10 yılımı bu evliliğe verdiğim için, sürekli bastırıyor, bir şey almadan boşanmamam için. Öküz alırmış gibi pazarlık yapıyoruz resmen. Öyle hissediyorum. Bana göre, ceketini alıp çıkacaksın ama onlara göre öyle değil. Emek verdin, uzaklarda yaşadın, hastalandın diyorlar. Evlenmek ne kolaydı halbuki. Eğlenceliydi de. Ne güzel günlermiş. Yaşarken farkına varamamıştım.
Artık, sonlanacağı günü bir an önce bekliyorum.
Bugün kalkamadım, hala yataktan çıkamadım. Nerdeyse öğlen oldu. Yapılan iş 0. Gün itibarı ile de tatile tam 2 ay kaldı. Gün gün sayıyorum resmen. Yaza ve denize duyulan özlem, bu kadar büyük…
Rüyamda, huzursuzluk hakimdi yine Krallık’ta. Lucas ve Blake, neden onlara yakın yaşamak istemediğimi soruyordu. Çok acı çektim zamanında, yeni acılar, hatıralar eklensin istemedim, önünüzde çok güzel yıllar var, her şey bensiz daha güzel olacak, sadece bu, dedim. Blake sen beni istemiyorsun diye ağlamaya başladı. Ahhh Blake, hayatımın en güzel günleri, o kreşte yaşandı, sonu kötü bitse de, başı çok güzeldi, sonra ben yolum oralara düşmesin diye, yeni yollar keşfettim, bebek sevgisinin doruklarını yaşadım ve yaşattım, şimdi artık sadece, Panda ile ilgilenmek istiyorum, biz artık yaşlanıyoruz, geriye saymaya başladık hatta..
dedim…
Aslında ruh sağlığım iyi olsa, ne güzel bir hayat yaşamış olacaktım…
Sophie