Cadılar Bayramı geldi, bahçeleri hayaletler bastı. Benim çok az süsüm var çünkü benim için, sadece Noel önemli.

Dinleniyorum sadece. Çoğu zaman da Klonopin alıyorum. 30 Aralık’a kadar, istediğin kadar yat hatta hastaneye geri dön diyor annem. Hayatımı sonlandırmaya meyilliyim. Bilmiyorum, akıl hastanesi, geçici bir çözüm sadece. Hem sevmediğim son hastane ziyaretim, bende şiddetli travmaya sebep oldu. Arkadaşlarım ise (arkadaşlarım yazmanın haklı gururu) sürekli arayıp mesaj atıyor. Hepsi bir an önce hastaneye dön, gözündeki ışık gitti, intihar edecekmiş gibi bir halin var diyorlar.
Düşünüyorum aslında. Ciddi ciddi düşünüyorum hem de. Bu hayatta hiçbir amacım kalmadı gibi hissediyorum. Yıllardan beri beni yaşatan şey, ümitmiş meğer.
Dün, yataktan çıkıp bir şeyler yapmak istedim. 3 saat uzaklıkta bir Sky Bridge var. Harika bir manzarası var sonbaharda. Yola çıktık gidiyoruz, benzin istasyonunda durduk abur cubur almak için. Arabanın kapısını açtığım gibi, rüzgar, soğuk ve yağmurla karşılaştım. Daha 1 saat gitmiştik. Hemen dönelim, dedik ve döndük. Köprü zaten açık bile değilmiş rüzgarda. Ne yapmaya çalıştığı belli olmayan bir gezi denemesiydi. Başaramadık kısaca.
Rüyamda, Panda’ylaydım. Gözlerim yollarda Küçük Panda’yı arıyordum. Gelmeyecek, o yaşlarımda, sen de benim için önemsizdin, dedi. Sanki şu an çok değerliyim, git başımdan, ayrıca ben nasıl önem vermiyordum ya, Ankara’da tek günüm olsa, seni görmeden dönmüyordum diye kızdım. Aklında hep başkaları vardı ama dedi. Tamamen basit romantik hislerdi, üniversitedeki erkek arkadaşım bile buna dahildi, tek kişi yoktu, 4-5 kişi vardı, git lütfen, iyi gelmiyorsun şu an, 1000 yıldır rüyada tartışıyoruz ama bir otelde 30 dakika bile geçiremedik beraber, bu sondu, dedim.
Gitmene asla izin vermem diye, kükredi.
Küçük Panda’yı geri getir sen önce diye ayrıldım yanından.
Rüyalarımda, olay gerçek hayatla örtüşüyor, yaşanan hayatlar yön veriyor ama düşünsenize, her gece aynı rüyayı görseniz sıkılmaz mısınız? Ben tuhaf bir şekilde sıkılmıyorum. En sevdiğim insanı görüyorum, geceler bayram gibi geçiyor, daha doğrusu geçiyordu.
WordPress ise, bunları yazmam ve paylaşmam için çok yardımcı oldu. Yazmak, birinci dereceden başa çıkma yeteneği. Hastane notlarında coping skills olarak geçiyor. Daha önce büyük bloglarım oldu ama buna ve buna bağlı Twitter’ıma özellikle dikkat ediyorum. Çok az takipçim var. Bu blog hiç ünlü olmaz umarım. Birgün kitaba döner. Çok yazmak istiyorum kitabı ama daha blog yazacak motivasyonu bile bulamıyorum. Rüya bloğu gibi daha çok. Buna mutluyum. Çünkü birisi bir yazımı okuduğunda, ben de yeniden okuyor, geçmişe zaman yolculuğu yapıyorum birkaç saniye.
Yeniden hatırlamak da iyi geliyor çoğu zaman.
Sophie