Şans bu ya. En sevdiğim ve en sevildiğim kreşten ayrılmak zorunda kaldım. Bir de motivasyon mesajları alıyorum hala onlardan. Üzülüyorum ve eziliyor, mahcup oluyorum. Beni, birkaç haftadır tanıyan yeni direktör bile, bu kreş için ne kadar değerli olduğumu, depresyonumu yendiğimde tekrar dönebileceğimi yazmış. 1 yıl felan çalışmayı düşünmüyorum. Noel’den sonra da Türkiye’ye geliyorum. Ailem, yanlarında tedavi olmamı, burada kaldıkça kötüleştiğimi söylüyor. Kaç ay kalırım bilmiyorum. Tek gidiş biletim var şu an.
Kalbimin, yaşıtlarımla aynı ritimde atmasını istiyorum. Geçen hafta duruyordu yine. Bir de depresyonuma iyi gelecek yeni ilaçlar denemeliyim. Zorlu bir süreç olacak ama en azından annem ve ailem yanımda olacak.
Öncesinde ise deliler gibi Playstation oynayıp, Şampiyonlar Ligi takip edeceğim. Bir de Noel dekorasyonu ile meşgul olacağım. O günlerdeki tüm etkinliklere de katılırım.
Küçük Panda’nın gezmeye çıkışından beri Oyuncak Krallık’ta uyuyorum bugünlerde. Panda’ya kızıyorum. Ne istedin benden, bari hatıranla mutlu olsaydım, dedim. Göndereceğimi söylemiştim, hem ek bir şey yapmama gerek kalmadı, haritaları görünce, hemen kendi yola koyuldu, dedi. Ağlamaya başladım. Çok alışmıştım ona. Gel kucağıma yat dedi Panda, biz seninle beraber yaşlanıyoruz, 20 yaşındaki biri sana istediğini veremez ki, hayır o zamanlar, veremedim oradan biliyorum diye güldürüyor. Bensiz başaramazsın, benim dediğim olacak diyip kafamdan öpüyor.
Ne zaman benim dediğim oluyor ki zaten…
Sophie