Romanya’daki son günüm. Uçağım geç olduğu için, 1 gün daha kalmak istedim otelde, gece yatmayacağım ama gündüz kesin yatarım. Bugün dışarı çıkasım yok. Mathieu ile vedalaştım, bilmiyorum aslında müzeye gidelim, iş yerime gel dedi öğleden sonra ama yarınki yolculuğum için, hazırlanmam gerekiyor. Hem psikolojik hem fiziksel olarak.
Mathieu’nün en sevdiğim yanı, 14 yıl sonra bile beni, ilk günkü gibi huzurlu hissettirmesi. Bir yoluma halı sermedi geldiğimden beri. Canım benim, daha önce de yazdığım gibi, keşke aynı şehirde yaşasaydık. Ruh ikizim. Dün gece ne içtik. Hatta öyle nefret ettim ki biradan, geri kalan hayatımda 1 bira daha görmek istemiyorum. Başka şeyler içeceğim.
Rüyamda hesabı soruldu ama zaten hiç şaşırmadım, bunu göze alarak içmiştim. Gelmeyeceğim görürsün diye bağırıyordu, Panda. Gelmemene lafım yok ama gelmezsen, kalamazsın, sen de bunu unutma, dedim. Sonra gökyüzünden atıldım, ondan daha sonra da kırmızı kuleye kapatıldım. Karşı koymadım, haklıydı ama ben de Temmuz’un 31’de daha haklı olacaktım. Çok fena sıkışmıştı, onu ne kule ne de beni attığı gökyüzü kurtarabilirdi.
Öyle…
Sophie