Geldiğimden beri, gezmek, yüzmek yerine rüyalarda dolaşıyorum. Dün gece iyi uyuyamamıştım, bugün hep uyudum o yüzden. Oyuncak Krallık’ta geçiyor zamanım. Bundan çok şikayetçi değilim. Tatilden önce çalışırken, kayboluyordu rüyalarımın çoğu, erken uyanıyordum, işe erken başladığımda hatırlayamıyordum en az yarısını. Şimdi hatırlıyorum çünkü zihnimde işle ilgili bir şey yok.
Oyuncak Krallık’ta, Panda’nın kucağında uyandım. Küçük Panda ortalarda değildi. Bebeklerle oynuyordu muhtemelen. Her şeyi ilk defa öğreniyor, en çok zaman yolculuğunu merak ediyordu. Bir de uçmak istiyordu. Zaman yolculuğuna yardım edebilirdim ama uçmayı kendisinin öğrenmedi lazımdı.
Aynı kuşlar gibi.
Demek gidiyorsun dedi, Panda. Tıkandık, ilerlemiyor, kendini sakladığın yere, artık hiç ulaşamıyorum, önceden yardım eden birileri vardı, artık kimse yazmıyor, seni hatırlamakta, gün içinde kafanda oluşturmakla zorluk çekiyorum, en kötüsü acı çekiyorum ve psikolojik olarak kaldıramıyorum, ölmüşsün gibi yoksun, hem de 11 yıldır, artık buna katlanmam mümkün değil, seninle barışmaya değil, ayrılmaya geliyorum, son bir şans veriyorum ama başaramayacağını biliyorum, çok üzüleceğiz farkındayım ama ikimiz için de, en iyisi bu olacak, iyileşeceğiz belki, benim iyileşmeye çok ihtiyacım var, Arth’ta uyuyacağım o gece, dedim.
Ağladı, nasıl olsa artık Küçük Panda var, dedi.
İlk geldiğinde anlayamamıştım neden burada olduğunu, meğer sebebi buymuş, kitabı böyle yazacakmışım, Küçük Prens’miş hikayemiz dedim, ben de ağladım.
Sen benim hep Küçük Prens’imdin, dedi.
Bana hiç böyle hissettirmedin Panda, ben bir Küçük Panda’ya bakayım, kaybolmasın…
Çok duygusal diyaloglardı. Umarım gece yine uyurum da, devam eder umarım.
Sophie