Uykular peşimi bırakmaz oldu. Yatağımda, vantilatör eşliğinde tüm gün yattım. Tüm yorgunluğum çıktı sanırım. Kötü de değil uyumak, hep Oyuncak Krallık’taydım. Küçük Prens tadındaydı. Biz Panda ile ilk tanıştığımızda, bana o kitabı okumamı önermişti. Nedenini bilmiyorum, yani konuşma oraya nasıl geldi, hatırlamak zor. Bir nedeni varmış meğer. Biz de birgün, o kitaba dönüşecekmişiz rüyalarımda. Aslında bazen, her şey o kadar mantıklı geliyor ki. Ben onunla ilk tanıştığımda, çok heyecanlanmıştım. Her şey, hala öyle…
Küçük Panda’ylaydım. Küçük Prens kitabı hakkında konuşuyorduk. Ben biliyordum, bu kitabın bizim için özel olacağını, diyordu, bu kitabı hayatımdaki özel insanlarla paylaşırım sadece. Özel insanlar dediği an, gülüyorum, kaç tane vardı özel, diye soruyorum. Sen çok farklıydın sanki, diyor. Keşke birgün bile kaybetmeseymişiz Panda, bir hayatım daha olsa, sana yapışır, hiç bırakmazdım.
Hala bırakma, küseceksin bana biliyorum, diyor. Sana değil, şimdiki Panda’ya küseceğim ve bir daha onunla konuşmayacağım, Oyuncak Krallık’tan yine kovulacak, kalan hayatımda sadece bebekleri seveceğim, diyorum. Üzülüyor küçük Panda, onu da bırakma, o da çok üzülür, diyor.
Ben de üzüleceğim… Çok ağlayacağım…
Sophie