Ne güzel Foça’da olmak. Yeniden Türkiye’de uyanmak. Özellikle dünkü yolculuktan sonra. Yolculuk yapmaktan çok, yolculuk yapmamak için direniyor gibiydik. Bir takım başarısızlıklar söz konusuydu. En komiği, vize almak için sırada yarım saat bekleyip, sıra bize geldiğinde, vizeye ihtiyacımız olmamasının söylenmesiydi.
Öyle güzel uyumuşum ki, direkt kucağında uyandım Panda’nın. Oh, sonunda yanındayım, uyuyalım mı kalenin kalbine gidip, dedim. Ne oldu, eski halim hani başına bu hayatta gelen en güzel şeydi hani, diye sordu. Gülerek, tatlı şikayetti o, tabii ki en güzel, sadece kendimden küçük birine beslediğim bu hisler hoş değil, dedim. Gülme, hiç hoşlanmadım, sanırım ben de bazı şeyleri bilmek istemiyorum, diyor. Sonra küçük olanı geliyor yine, soruyor kalbinde uyumayacak mıyız diye, ben gidip bir bebeklere bakayım, diyorum. Kaçıyorum sonra.
Şu küçük gitse de rahat etsek..
Şu an kalktım, hala uykum var, yine de erkenden gidip, Pera’ya pasta aldım. Teyze yüreği. Bir de kapıda çok şirin bir kedi var. Aslında 10-12 tane var da, bu yeni, geçen sene yoktu. Bir yakalayayım, severek sıkıştıracağım. Hafif tombik. Çok tatlı.
Güzel hissettiriyor burası. Bambaşka bir tadı var burada her şeyin.
Sophie