Ne derler bilirsiniz. Kendi düşen ağlamaz. Bugün cerrahi ile konuştum, haftaya Çarşamba günü burnumdan, genel anestezi ile ameliyat olacağım. Annem oh ne güzel oldu, diyor. Başka bir yerim olsa, bu kadar korkmam da, burnum çok acıdığı için şu an, bir de dokunulduğunda ne kadar acır düşüncesi beni korkutuyor. Doktorum o gün kendinde olmana izin vermeyeceğim korkma, diyor. Oldu korkmam. Titriyorum sadece.
Yani dışarıdan iyi görünüyor aslında ama hizalanması gerekiyormuş. Keşke o gün araba kullanmasaydım, annemin sözünü dinleyip, yatağımdan çıkmasaydım. Kadın on kere tembihledi, ilaç kullanırsan yatağından çıkamazsın diye. 42 yaşındayım rahat bırak beni diyorum, seni 42 kere döverim diyor. Karadeniz kasa anne. Dövebilir. Bunun annesi vardı, o da aynıydı. Ben çocuğuma böyle yapmayacağım diyordu, yapıyor şimdi.
İşyerinde sorun olacak ama zaten yakınlarımdan inşallah kovulursun dilekleri yağıyor. Yine özellikle annem, Türkiye’de tedavi almam konusunda ne kadar çok zamanı olursa, o kadar mutlu olacak. Sabrı taştı. Şu an evde, sağlık yardımcısının olması bile onu deli ediyor. Çünkü gece kendime baktırıp, sabah işe gidiyorum.
Gitmesem hepten kötü olacağım. Geçen sene Pine Rest’ten çıkamadım. Resmen akıl hastanesinde sosyalleşiyordum.
Burnum yaza iyileşir umarım. Yoksa sevdiğim denizlere dalamayacağım. Zaman bir an önce geçsin diyordum. Şimdi çok az zaman kaldı diye elim ayağım birbirine dolanıyor.
Şu an eşimle Şikago’ya gidiyoruz. Boşanmak için velayet vereceğim konsoloslukta.
Heyecan başlıyor…
Sophie