5.30

yeni bir başlangıç için, harika birgün. 5.30.2022. numaralar ve kapılar hakkında, uzun zamandır bir yazı daha yazmak istiyorum ama zorlanıyorum çünkü tüm örnekler, üzümlü kek üzerinden. yani bu konuda biraz hayal kırıklığına mı uğradım, yoksa sevindim mi karar veremiyorum. bazı şeylerin sihirli olması gerekiyordu. buna çok inanmıştım. olmayınca yıkıldım ama şunu da biliyorum, bağımız hala…

simon man, simon man, i love you so much simon man.

ABD’ye gelirken, en çok korktuğum şeylerden biri, türkiye’de sevdiğim yiyecekleri bulamamaktı. pazar sabahı kahvaltılarında, mutlaka yediğim kıymalı böreğin, hiçbir zaman olmayacağını düşünüyordum. yıllardır burada yaşayan bir arkadaşım ise, bolca dolar getir yanında, burada her şey var, demişti. ilk önce türk restoranını keşfettim ama orada sadece çiğ börek vardı. sonra ortadoğu marketi buldum ama orada bulduğum…

back pain.

bu aşağıdaki fotoğraf ne biliyor musunuz? sırt ağısı. şu an sırtımla ilgili, ilaç tedavisine başladım. dönünce de güçlendirilmiş fizik tedavisi alacağım, boyumu uzatmak için. nedeni slone-leo-warren kardeşler. slone beni her gördüğünde rahatlar, kucağımdan inmek istemez, inince insanın kulağını sağır edecek şekilde ağlar. ağır bir bebektir. 30 saniyeden sonra, ağrı başlatır. leo ve warren, ikiz gibidir…

far away.

kreşte işe başlayacak öğretmen adayları, genellikle şunu söyler: çocukları çok severim. bunun hiçbir anlam ifade etmeyeceğini bilmeniz gerekir. kendinizi çok övmeden, çocuklar beni çok severi, ifade etmeniz gerekir aslında. onlar sizi sevdikten sonra, sizin onları sevmemeniz imkansızdır. dün infantlar, gittiğimi anlamış gibi ağladılar. toddlerlar da deli gibi sarıldılar. özellikle lucas. bu yüzden, bir türlü çıkamadım…

memorial day.

lucifer’da cehennem, bazı insanların suçlarına göre, aynı cezayı tekrar tekrar çekmelerinden oluşuyordu. en çok pişman oldukları şeylerle, loop’a giriyorlardı. birisini öldürdüyseler hayatta, tekrar tekrar öldürüyorlardı onu mesela, her defasında pişmanlık duyup acı çekiyorlardı ama asla durmuyordu. yeniden ve yeniden… birkaç gündür eve erken gönderiliyorum. bugün hayatımda ilk defa 2’de çıktım. direktör arkadaşım, kalbimin bir kere…

school shooting.

abd’de yaşayan tüm öğretmenlerin ve çocuk ailelerinin uyumadığı bir gece. inanılmaz bir vahşetle karşı karşıyayız. seri katiller birbirine şov yapıyor ve okulları silahla tarıyorlar. öğrenciler, öğretmenler ölüyor. birkaç gün önce burada da oldu. o gün, polis desteği istedik. hala destek yok. her siren sesinde ödümüz kopuyor. kreşe beyzbol sopası bile sokamıyoruz. ne fırlatacağız, oyuncak ayı…

picture day.

bizim, aylardır ertelenen bir fotoğraf günümüz var. öğrencilerin ve öğretmenlerin fotoğrafları çekiliyor her yıl. hep erteleniyor ama yarın kesin olacak. bugün öğretmenlerin hepsi, saçı başı için izin almaya kalktı. direktör arkadaşım en sonunda bağırdı, dalga mı geçiyorsunuz lan, çocuklara, ofiste ben mi bakacağım diye ama öyle bir çıldırdı ki, zor tuttuk kendimizi gülmemek için. en…

number 103, infant 2.

bundan 2-3 ay önce büyük bir kavga olmuştu ve ben bu kavganın sonunda, çocuklarıma veda etmek zorunda kalmış, infant 1’e geçmiştim. kötü de olmadı. bree ile çok güzel günler geçirdik beraber. unutulmaz hiçbir anı. o kavgada, bana ne istiyorsun demişti direktör arkadaşım. senin fikrin nedir. bir fikrim yok, sadece adalet istiyorum demiştim. bundan kastım, bebeklere…

snowboard days are over.

haftasonunu çok hasta geçiriyorum yine. ateşim 103 F’tı dün. o yüzden soluğu ER’da aldım yine dün. bağışıklık sistemim, beni tamamen terketmiş durumda sanırım. sürekli uyuyorum. ayağa kalkacak gücüm bile yok. sabit bir şekilde yattıkça da sırtım ağrıyor. yani nereden nereye. bir zamanlar, snowboard’la 1 metreye kadar, atlayıp, havada asılı kalıyordum birkaç saniye. şimdi sırtımın ağrısından…

lead.

sevinçlerle, hüzünlerle dolu birgün. bree ayrıldı. gerçekten çok ağladım ama sonra direktör arkadaşım çağırdı, seni kovulduğun infant 2’ye lider öğretmen yapıyorum diye. maddy’yi kovmuş. gir oğlunla (blake) istediğin kadar oyna, dedi. yani gözüm böyle bir lead teacher’lıkta yoktu. önce okulu bitirmeliydim ama kurumum onu da sağlıyormuş, dersleri kurum üzerinden de verebiliyorum. daha dün gibi aklımda,…

caledonia, mi.

dün akşam işten sonra, drone çekimleri yaptık. o videoları çekebilmek, öyle kolay değilmiş. çok beceremedik. bir kez daha deneyeceğim aynı yeri 1-2 gün içinde ama sevdiğim yollara, drone sokamıyorum. çok tehlikeli. drone’un bir aracın üzerine düşüp, sürücüye kaza yaptırma olasılığı var. çok iyi hissetmiyorum bugün. yoksa yine giderdik bu akşam. belki de hafta sonu, sabah…

end of the story.

kırmayayım madem, kitabın son sayfasını yazayım… çocuk kalpli, yaralandıktan sonra, saklandığı kalede, çektiği acıya dayanamayıp ölüyor. üzümlü kek de böylelikle, içindeki çocukluğu ve iyiliği kaybediyor. hikaye de burada bitiyor. çocuk kalpli

sen canımı yakmaktan hoşlanıyorsun.

hayatımın yastık izi ile uyandım. ayılarım ve yatağım bozulmamış bile. bayılmışım yorgunluktan. geceleri antipsikotik de alıyorum artık zaten. rüyalar azalıyor. bugün de uyanamıyorum. dinlenmem de en iyisi. tüm hafta çalışacağım. yine de üzümlü krallık’ta uyanıyorum, venüs vaktinde. üzümlü kek kızgın ama kızmayacağım çık dışarı diyor sert bir sesle. sen içeri gir, çok yorgunum diyorum. giriyor….

amway.

en son katıldığım koşu, 2018 yılında, grand rapids’e ilk taşındığımdaydı. ondan sonra, bir şeyler yapmak yerine, yatarak-uyuyarak, epileptik nöbetlerin geçeceğini düşünüyordum. hiç geçmedi. başta üzümlü kek, becca ve bree olmak üzere duyan herkes canıma okuyacak ama yapmak istedim sadece. kalktığımda, koşuya gidemeyecek kadar uykuluydum ama önceki satırlarda yazdığım şeyleri düşündüm. hayat beklemiyor. akıp gidiyor elimizden….

bree.

işler giderek ilginçleşiyor. ben, bree’nin eşi ile aynı gün doğmuşum ama bree de üzümlü kek’ten sadece birkaç gün önce doğmuş. daha yeni baktım doğum gününe. ben ve hayatımdaki aslan burçları diyorum sadece. 86’lı olduğunu bilmiyordum. bree, eşi ve ilk çocuğu. aslında john’un fotoğrafına bakmaya girmiştim ama bulamadım. biraz canım sıkıldı sanırım. cuma günleri, haftalık program…

gear.

num num num num. blake’in karnını böyle öpüyorum. bu sabah ilk işim, kreşe gidip davetiyeleri dağıtmaktı. hem de bree’yi görmek. aslında çok hastayım bugün. ateşim bile var. burnum tıkalı. boğazlarım acıyor ve çok güçsüzüm. ikinci işim ise, sırt cerrahına görünmekti. kesinlikle ameliyat etmem şu aşamada, çok tehlikeli hatta iğne ile tedavi de aynı riskte, çok…

long story short.

hayat çok kısa. sanırım ben de üzümlü kek gibi düşünüyorum. insan hunharca para biriktirmek yerine, dünyayı dolaşmalı. eskiden böyle düşünmezdim ama şimdi farklı. görmek istediğim bir sürü yer ve hayvan var. gerçi buna sint marteen dahil değil. çok güzel, karayipler’e gidiyorum da, ben sürüngenlerden nefret ederim!! o iguana denen hayvanın, etrafımda olmaması lazım. otelde görsem,…

pantomime.

Tell me before I waltz out of your lifeBefore turningMy back on the pastForgive my impertinent behaviorBut how long do you think this pantomime can last? pek iyi sayılmam. sanırım covid oldum ama umrumda değil, gerçekten hastaneye gidip, test yaptırmak ve sonucunu bilmek istemiyorum. moralim bozuldu. dün, bree’yi kızdırdılar. o da istifa etti. daha doğrusu…

super hero business.

uzun zamandan sonra, işime geri döndüm bugün. bir sürü hediye, toplanmış bir miktar para vardı ama en büyük ödülüm, üzerime zıplayan, sevincinden deliye dönen bebek ve çocuklardı. blake biraz ileriye gitti, annesi tırnaklarını kesmeyince. şerefsiz bebek, yırttı suratımı ama nasıl mutlu oldu, nasıl mutlu oldu anlatamam. ben de öyle. o kadar ağrım olmasına ve kendimi…

happy mother’s day.

yarın anneler günü olduğundan, bugün bir şeyler yapmam gerekiyordu ve annem, gidip koşmamı istemişti. bir süredir de, kazımaya çalışıyor, sırtım ağrıyor diye işe gitmiyorum ama telefonlardan da kaçıyorum. olayı anlatamazdım. ne yazık ki doping aldım dün gece yatmadan önce. kaslarımı kandırdım. istesem 10 km bile koşacak gücüm vardı ama zorlamadım. güvendeydim. saatten, kalp ritmime sürekli…

uçurtma bayramları.

çok mutlu bir sabah. bugün john ve bree gelecek. şuna bak, john’un ismini ilk yazdım. buradan nasıl bir anaokulu öğretmeni olduğumu anlatabilirim. hayat, çocuk ve bebek sesleri olmadan öyle berbat bir yer ki. pazartesi gittiğimde, her bebek ürününden biraz getireceğim eve. kokularını bile özledim. bezlerini değiştirdikten sonra, sürdüğüm yağ ve pudraların kokularını özledim. en çok…

justfly.com

sahtekarlar sizi. hata yapmamışım meğer. gerçekten kazıklamışlar beni. hesabımdan hem biletlerin gerçek fiyatını çekmişler ($525), hem de uydurdukları parayı çekmişler. ($1081) bir de bir ($278) daha var. onun ne olduğu ise, hala belli değil ama hallederiz. amerikan bankaları, scamlere para ödemiyorlar. neyse, şirin bir haber vereyim. telefon kılıfım geldi. kılıf kullanmaktan nefret ederim, iyi temizleyemediğim…

5/3.

bazen eşime, beni neden bu kadar seviyorsun, benim için değmez diyesim, geliyor. gerçekten, o günlerden biri. sabah 7’den beri, zor zaman yaşatıyorum ona. çok kötü başlamamıştı aslında, tüm hastaneyi bu güzel tablolarla donatmışlardı. onları gezmiştik, çok mutlu olmuştuk. sonra eşime eşyalarımı bırakıp, kıyafetlerimi değiştirdim. mr odasına girdim. damar yolu açıldı. radyoloji uzmanı geldi ve bilgi…

whatever.

çocukken hatırlıyorum da, iki dini bayramdan en çok, bunu severdim. şeker bayramı. aslında diğerinde, ziyafet beklerdi beni ama çok değerini bilmezdim sanırım. bir keresinde, tüm kardeşlerimle mahalle mahalle dolaştığımızı, ikişer poşet çikolata ve şeker ile eve geldiğimizi hatırlıyorum. bir keresinde babaannem de oturup yemişti bizimle. şeker hastasıydı. o kadar güzel şeyler toplamıştık o gün. her…

mutlu bayramlar! happy eid!

arka planda, birçok şey dönüyor bugünlerde. bugün işçi bayramı, yarın ramazan bayramı, sonraki gün de eşimin doğum günü ama o gün kendimde olmayacağımdan, bugün kutladık. pazar günleri zaten ailece bir araya geliyoruz. kilise sonrası brunch oluyor her hafta sonu. bugün ben kiliseye gidince, insanlar daha da neşelendi. özellikle becca. bana en son ne zaman böyle…

ada.

sanırım, sonunda, kiliseye gideceğim gün, geldi çattı. daha 3 saat var ama yetişemeyecek kadar meşgul hissediyorum kendimi. (hiçbir işim yok) kilise sıkıntı değil, öncesi ve sonrası, bitmeyen muhabbetler, özellikle eşimin ailesinin yaşlı çevresinin soruları, geriyor. gerginim. kız kardeşim de, şu an amazon şirketi açıyoruz yazıyor. doktorluktan bıktı. nevresim işine girmeye karar verdi. beraber nevresim satacağız…

something looking forward to.

bugün, uykum olmaz artık sabah kalktığımda diye düşünüyordum ama görülen o ki, yine çok yanılmışım. ayakta duramıyorum. haftaya umarım işe dönebilirim. ikinci işime ve bir de softball takımına. gerçi bir şey daha var: mr’ım. salı günü bir de hastanede yatacağım. şu an tüm bu sorunlarımı, süt içerek ve oyuncak sincabıma sarılarak atlatmaya çalışıyorum. enish boyutlarında…

oyuncak.

bazen spotify’da, sadece sevdiğiniz listenizi dinlersiniz, bazen de yeni şeylere açıksınızdır ve keşfetmeye karar verirsiniz ama hayatınızda, öyle bir an olur ki, tüm müzikler, tüm sesler durur. kalbimin duruşunu anlamlandıramıyorum. mesela nerdeydim o 2 dakika boyunca. ya da 10 saat nerdeydim uyanana kadar. bana anlatılmayan kim bilir neler var… kendi kusmuğumda boğulmaya karar vermiştim artık…

i wanna live.

her şey çok karışık. toparlayamıyorum. olayın ne zaman olduğundan bile haberim yok. bilmek de istemiyorum açıkcası olanları. eşimin, annesinin ve becca’nın ağlaması yetti. bu olay umarım bir daha hiç konuşulmaz. cpr’dan sonra, çok sessizleştim ben. kalbim gerçekten atmıyor artık sanki. hiçbir şey anlamlı gelmiyor. tek bildiğim 1 hafta içinde düzelip, hem kreşe, hem çocuklarla futbol…

23 april national soverereignth and children’s day.

başkalarını bilmem ama, bugün atatürk’ün bana ettiği en güzel bayram. şunu da fark ettim. atatürk demek, ankara demek. o yüzden 2 kat seviyor ve bütünleşiyorum sanırım. ben dün çok erken yattım, 1PM gibi işten gelip, kafayı koymuşum. sonrası yok birkaç tuvalet ziyareti dışında. anaokulunda çalışmak, hem ödüllendirici hem de sürüm sürüm sürümdürücü bazen. şuna bak,…

william.

bugün hayatımın en unutulmaz günü. 7 ay önce, işe başladığımda, emekleyemeyen bebeklerim bile, bugün dışarda playground’da, benimle oynuyordu ve koşup koşup bana atlıyorlardı. kaç kere gözlerim doldu ve kendimi tuttum ağlamamak için, bilmiyorum. en tatlısı ise william’dı. chunk oğluşum benim. onun ilk öğrendiği kelimelerden birini bilmek ister misiniz? more. (daha fazla yiyecek istiyorum) sadece yemeğe…