Send Cookie Back Right Now!

Bir iş nasıl başlarsa, öyle gidiyor. Daha ilk gün, evlendiğimiz, evimize geçtiğimiz ilk gün, düğün fotoğrafları gelmişti ve biri tahtaya basılmıştı. Sarıldığımızı hatırlıyorum koltukta. Sonra birimiz çarptı sehpaya ve o tahta, yere düştü. Bir tahta nasıl tam ortadan ayrılabilir, ikimizi ayırdı kırıldığı gibi. İki parçaya düştük. Hata yaptınız, birinin ahı var, dermiş gibi. O zaman hiçbir neden yoktu böyle düşünmem için. Ona aşık bile hissediyordum. Meğer hayatımın hatasını yapmışım. Ben böyle şeylere inanırım. O tahtayı düşüren ve kıran şey, sonraki 10 yıl yaşanacaklardı. O gün içimi bir sıkıntı kaplamıştı, kötü bir his böyle, evliliğimin ilk günlerinde.

Bittiği değil, nasıl bittiği önemli. Annesi, babası ile üzerime geliyor. Anneme de binbir abartılı şikayetler gidiyor. Dün gece, sıkıntımdan uyuyamadım. Uyudum ya da, gözlerim açık kaldı ya da asılı kaldım, rüya ile gerçek arasında. Tavanımda oyuncaklar vardı. Bazen, cezamı bile oyuncaklarla çekiyorum, benim de cezam buymuş, en azından iyi biriyim, böyle öleceğim, ölüm bana böyle görünecek, diyorum.

Sürekli ağlıyorum. Gülüyorum sonra ağlamaya başlıyorum. Bugün Gay çiftlerden biri geldi bebeklerini bırakmak için. Ağlıyor, bırakmak istemiyor. Anneler yapmıyor şunu. Başladık beraber ağlamaya. Burası duygusal sınıf, burada ağlayan yetişkin, en son istediğim şey. Bebekler panik yapıyor. Kendilerini güvende hissetmiyorlar. Kesin dedim, benim gibi başka bir derdi var. Anne, baba kesin inkar etmiştir bunları dini sebepten dolayı yoksa mutluluktan uçmaları gerekir. Evlenmişler, çocuk bir taşıtmışlar, kendi bebeği adamın, anne ortada yok sadece.

Biri geldi o sırada, en sevdiğim bebeği kucakladı gitti. Ağlıyordu bebekler. Ben, bebek konusunda çok kıskancımdır, benim Cookie’yi aldı götürdü. Telsizden, hemen bağırdım bebeği geri getirin, diye. Direktörüm geldi, elinde taç, Drama Queen al bunu tak dedi gülerek.

Alırım. Cookie benim.

Bebekleri alıp alıp gidiyorlar, kimse iznimi bile almıyor doğru dürüst, başlayacağım artık bu işe dedim. Sophie hassassın, iki ay daha bekle, sonra seni tatile göndereceğim, dedi. O da olmasa zaten. 2 ay sonra, eşyalarımı toptan alıp, gitmeyeyim de.

Sevemiyorum artık bizi. Bu şehirden de, ondan da çok yoruldum. Her şeyim oldu, her şeyim ama mutlu olamadım.

Sophie

Yorum bırakın