Hastane sonrası daha iyiyim. Hastaneye gittim çünkü çok sıvı kaybettim. Artık iyi olacağım. Terapistim, bunu tüm organlarına söyle, kendinle konuş, diyor. Öyle yapacağım. Sıkıntıyı bulduk. Perşembe akşamı Türk restoranına gitmiştim ama asıl olay Cuma akşamı yenilen balıkta. Paskalya zamanı, cuma günleri balık yenir. Kilise pişirir bunları. Ondan zehirlendiğimi düşündü acil servistekiler. Perşembe günü, yediğim kebap da bir tuhaftı zaten. Eve geldiğim gibi uyudum. Banyoyu mahvetmiştim hafta sonu. Eşimin babasının temizleme seslerine uyandım. Buna da ayrı utandım. Bir de süper temizlemiş. Şu adamdaki motivasyonun yarısı yok bende ya.
Yarın ise, kesinlikle işe gideceğim. Patron soğuk yaptı, çünkü işe gelemeyeceğimi, akşam 9’dan sonra bildirdim. Buna kızdığına biliyorum, kaos koordinatörüne dönüşüyorum, diyor. Bana hala asistan bulamadı, gelen kişi, ilk gün bıraktı. Kıza sınıfı sadece 15 dakikalığına bıraktım, hatta tam ayrılmadım kapıdan, kapıyı süslüyordum. Sınıfta da ağlayan bebek yoktu. O bile çok geldi kıza. Ben 4 bebeğe aynı anda bakamam, dedi. Diyecektim, bunların hepsi aynı anda ağlıyor bazen, sen baya yanlış geldin. Demedim. Gitti. Sınıfıma ben yokken, 5 yaş öğretmeni giriyor. Kız iyi de, benim asistanım değil. Her işe gitmediğimde, ona ayıp ediyorum. Kendi sınıfını bırakıp, benimkine giriyor.
40 yıllık ilaç yorgunluğu. Böyle tanımlıyorum iki de bir hasta olmamı. İlaçlar artık işe yaramıyor. Bağışıklık sistemi desen, arada bul. Tamam eskiden de hasta olurdum ama böyle ciddi şeyler olmazdı. Bir de, bazı üzüntüler hiç geçmiyor. Bazı sıkıntılar da.
Ben endişe doluyum. Savaş çıktı. Bir Amerikan olarak, umarım Amerika kaybeder, çekiliriz diyorum. 2020 yılındaki gibi bir acı ile yaşamak istemiyorum.
Tırnağının kırılması bile yeter üzülmem için.
Sophie