Sonunda gece uyudum ve Krallık’a ulaştım ama ne ulaşmak. Ağzıma kürekle vurdu Panda. Küreği nereden buldun, çok kötü hissettirdi, kalenin kalbine gidiyorum ben, dedim. Sonra kafama da vurdu.
Sonra bir aydınlanma geldi doğrusu…
Özel hayatındaki en özel şey ben değilim, ne kadar farkındasın, ben sana bazı isimleri anmayacaksın demedim mi, dedi. Beni rahatsız ediyorlar, o cüce işinden kovulmamış ama geri adım attırılmış, artık lider değil, beni suçluyor bunun için, dedim. Senden önemli değil kimse, düşünme şu gerizekalıları dedim.
Hastanede, onların eline düşmüş durumdasınız. Bela bile okuyamıyorsunuz ama bir sürü insan varken, onunla bağ kurmam öyle tesadüf felan değildi. Başka insan mı bulamadım? En kötü anınızda sizi yakalayan biri, mahveder. Öyle yaptı.
Neyse, bir daha yazmaz umarım, hayatımda bir sürü stres nedeni var şu an. Elimde kalacak.
Diğeri de, anlayamadığım bir şekilde, farklı ülkelerin numarasını kullanıyor. Seni merak ettim aramalarını bu yüzden açıyorum. Avrupa olanları ben de özellikle merak ediyorum. Eski iş bağlantılarım, sevdiğim çalışma ortaklarım olabilir. Yok gene o. Bunu nasıl yapıyor bilmiyorum ama teknolojinin geldiği yere, artık erişemiyorum.
Eşim, numaralardan, isme ve oturduğu adrese kadar buluyor insanları. O da ayrı manyak. Detroit’ten bir numara aradı. Detroit olunca gerildi. Nasıl bir site kullanıyorsa, adresine ismine kadar buldu. Bunu zaten 911 de yapıyor.
Elimde olsa, eski model tuşlu bir telefon alırdım.
Eşimle dün bir daha tartıştık ama yeter konuşmayacağım artık, yoruldum dedim. Sonra yattım zaten.
Benim derdim bana yetiyor. Kendi yaşadığım şehirden nefret ediyorum ama Panda’nın yaşadığını seviyorum. Orada yaşamanın hayallerini kuruyorum bazen.
Bir tek ben kuruyorum bu hayali sanırım.
Sophie