Dikkat dağıtmamak için her şeyi yazmıyorum.

Dün akşam Marshall ile çok kötü kavga ettik. Bana işteyken, çoraplarım yıkanmamış diye mesaj atmış. Ben bunu görünce, eve gitmeyi zor bekledim. Eve gider gitmez de, çamaşır sepetini alıp kafasına fırlattım. Çok zor sanki çamaşır makinesini çalıştırmak. Bir alt kata inemiyor. Ben geçen hafta ölüyordum ya. 40 derece ateşle hastaneye kaldırıldım ve hiçbir anını hatırlamıyorum, ateşten bayılmışım. Bana telefonumu getirmedi! Biraz uzak kalmanı istedim dedi. Neye! Savaşa! Sana ne ya, sana ne. Dün odama kilitledim kendimi, biz gerçekten boşanıyoruz biliyorsun değil mi dedim öncesinde. Kapıyı kırdı. Kendine bir şey yapmanı istemiyorum dedi. Hah bir de intihar edeyim senin yüzünden. Mantığa bak. Kendine güvene bak.

Bu konuyu bir de anneme yazmış. Bu sabah da annem delirtti. Yaldır yaldır üzerime sürüyorlar atlarını. 1’e 4’üm. Siz hepiniz Sophie tek diye bağıracağım nerdeyse.

Habire akıl hastanesine yatıyorum. Hastanedekiler de onlar için geldiğimi sanıyor. Özellikle o cüce. Nasıl bir şansım varmış, hastabakıcı bile niyeti bozdu. Bir de durup durup hakaret eden, beni aşamayan ünlü bir manyak var. Ne şansım varmış. 1 günde homofobik olmadım ben. Sınıfa gelenler tedirginlik yaratıyor.

Şu an bir patronum yanımda. Umarım aile iznim onaylanacak da, yazın rahatlayacağım. Eşimle boşandıktan sonra, onu yazlığa çağırmayacağım. Nereye giderse gitsin ailesiyle. Dağa çıksın. Bir ayı olarak dağa çok yakıştığını düşünüyorum.

Yorum bırakın