Kendimi, sarıp sarmalayıp, uyuyan bir Sarman’ım bugün. Tüm tembelliğim üzerimde. Dışarıda uzun zamandan sonra, ilk defa güzel bir hava var. Değerlendiremiyorum. Canım da istemiyor. Sürekli o şehri düşünüyorum. Rüyamda da konu orası. Delirtiyor Panda. Gerçekten delirtiyor. Bu ne tutku, bu ne vazgeçemezlilik, ne olursa olsunculuk. Tatilde mi onu da bilmiyorum. Değil sanki.
İlaçlarıma yeniden başladım. Hemen gösterdi etkisini ilk günden. Sarhoş gibiyim. Kafamda çizgi filmler dönüyor. Instagram’da muhabbet kuşları animasyonlarına bakıyorum. Keşke ölmeseydi kuşlarım. Biraz daha zaman geçirseydik. İçim gidiyor. Acısını düşününce, yeniden eve getirmekten vazgeçiyorum.
Muhabbet kuşunun ölümü bile ne kadar ağır geliyor hala. Başka şeylere nasıl aklı çıkmasın insanın.
Kış çok hızlı geçti. Anlayamadım bile. Nerdeyse Nisan oldu. Paskalya bayramı yaklaştı. Çok değil 1,5 ay içinde annem ve erkek kardeşim ve ailesi, buraya gelecek. Sonra hep beraber Türkiye’ye gidiyoruz sanırım, eşimin ailesi ile. Sosyal intiharın kralı geliyor. Eşimle boşanacağız. Sonrasında nasıl bir tatil olacak bilmiyorum. 20 gün Türkiye’de kalacağım.
Bebeklerime başkası bakacak. Biraz bozulacağım sanırım. Kıskanıyorum onları başkası sevince. Ben de böyle biriyim işte. Sevdiğim şeylere, ölümüne bağlıyım. Şu tipe baksana zaten, nasıl sevmeyeyim:

Üzerimde uyumayı seviyor. Yatağına koyunca, kıyamet kopuyor.
Keşke Panda da üzerimde uyusa…
Sophie