Sonunda, bu sabah eve geldim. Dün, ne kötü bir gündü. Kendimi eğlendirmek için, başka katlara kaçıp, hemşireleri deli etmek gibi bir planım vardı, beni yıkayacaklarını duyunca, gerçek oldu. Bakım servisleri, hemen hemen aynıdır. Hastane, akıl hastanesi, kreş. Bunların hepsinde, bakım hizmeti görecek kişi, bir sorumlunun direkt denetimi altandadır. Buna Primary denir. Benim ilk Primary’im Blake’ti mesela. Ona herkes hizmet verebilirdi ama birinci dereceden sorumlusu bendim. Herkes hakkında ne yaptığını bana söylerdi. Berbat bir örnek olacak ama bu akıl hastanesindeyken de, benim için Taylor’dı. Onun listesinin ilkiydim. Primary’ler nedense birbirleri için özel oluyorlar. Tuhaf ilişkiler kuruyorlar. Aşk değil, sevimli bir mahcubiyet bu.
Bana yine en dilimden anlayacak, çocuk ruhluyu gönderdiler. Kendim yıkanacak duruma gelmiştim, yıkanmak istiyordum ama yatağımda, alarm vardı hala. Yataktan oynadığınızda alarm çalıyor ve hemşireler doluyor odaya. Düşme riskiniz var. Tuvalete bile, resmen bir kayışla sizi tutarak sokuyorlar. Kalp katerizasyonu işlemi için, gerçekten yıkanmam gerekiyordu, insan kirinden utanıyor hasta bile olsa. Hemşirem seni yıkayacağız, kendin yıkanamazsın, dediler. Tuvalete gireceğim, yatak alarmını kaldırır mısınız dedim. Alarm kalkar kalkmaz, ben topuk. Ben önde onlar peşimde, yaşlı insanların odalarının önünden geçiyoruz. Eğlenmeyi planlıyordum ama beni yıkayacaklarını duyunca, gerçekten aklım çıktı. Ajite oldum. Neyse, çok uzun sürmedi, yakaladılar. Tamam perdenin önünde duracağız, sen içeride kendin yıkanacaksın, dediler. Öyle ikna edip yakaladılar yani. Primary hemşirem olmasa, izin alamayacak, hoşur hoşur köpüklerle araba yıkar gibi yıkanacaktım. O yardım etti.
Eskiden bir doktor yaşından utanmıyor musun demişti, Borderline teşhisi ve Peter Pan notu aldığımdan beri, dosyamda yazıyor, kimse hareketlerimi yadırgamıyor, artık. Neyse, yıkandım ve sonra işleme aldılar. Gerisini hatırlamıyorum çünkü zihin bayıltması diye bir olay var, anestezi kadar ağır değil, katerizasyon işleminde bu yapılıyor, anladığım kadarıyla gözleriniz açık ama paralizesiniz, işlem sonrasını da hatırlamıyorsunuz.
Sonrasında yine de anestezi almış gibi uyuyorsunuz. Öyle de oldu. Sabaha kadar, öyle uzun zaman geçti ki, geçen zamanı, gerçek hayata aktaramıyorum.
Rüyamda, Panda’nın kucağındaydım ama bir an bırakmıyordu, sıkıca sarılmıştı. Ölüyorum değil mi diye, sordum. Hayır, daha iyisin, böbreklerindeki sıkıntı geçti, ateşin var sadece, hiçbir şey olmayacak, Cruise olur mu bilmem ama iyileş, ne olursa olsun bulacağım seni, göreceksin beni yine, dedi. Of nasıl olsa iyileşemeyeceğim için kandırıyorsun, kalbim hasta, eskisi gibi olmayacak, bunu biliyorsun, çok üçkağıtçısın, dedim. Ne kadar bela buluyorsan, hepsini ben ettim, suçlu hissediyorum, dedi. Güldüm. Üzerimize kar yağsın ne olur, dedim. Kar yağmaya başladı. Söz verdin, iyileşeceksin, sakın vazgeçme, dedi. Off gerçek hayattaki seni görsen, çoktan vazgeçmiştin, dedim. Gerçek hayattaki seni gör bir de, soracağım bu hemşirelerin hesabını, dedi. Güldüm.
Hemşirenin hesabı sorulmaz ki.
Eve gelirken hepsine teşekkür ettim, en çok da primary’ime ve umarım sonsuza dek etmişimdir. Bakımı yapan kişi ile olması gereken ilişki bu. Blake ve ben de bunu geç olsa da yaşadık.
Eve de geldim. Böbreklerim de, kalbim de biraz toparlasa da, henüz işe gidecek kadar iyi değilim. Tedavime evde devam edeceğim. Harika kar yağıyor, dışarı da çıkasım var.
Mavi tamamen solmadı da, biraz üşüdü diyebilirim.
Sophie