Hayalim de ise, aslında Datça vapuruna binmiştim, bugün. Hayal gücümle, çocukluğuma geri dönmeye çalışıyorum. Güzeldi yolculuk. İçinde okunan sevimli animasyonlu Harry Potter da mutlu etti. Lise anılarımı hatırladım. Birkaç koyda yüzdükten sonra, sıradaki koy için verilen 1,5 saatlik yüzme anonsu geçilmesine rağmen, denize atlamayıp, doğanın cennet gibi bir köşesinde, çevremde ağaçlar ve denizin görüntüsü ile, tekne de beşik gibi sallayınca beni, uykulardan en güzeline daldım. Daha önce yaşamadığım bir deneyimdi.
Çok sevdim Datça’yı. Mavisi, Ionia Adalarındaki suyun rengindeydi. Geçen yıl yaptığım, Zakhynthos kaçamağını hatırladım.




Eski Datça’dayız şu an. Sabah tekne turunda, biraz uyku biraz su terapisi, şu an biraz da olsa fiziksel anlamda yardım etmiş durumda. Artık, çok çabuk atlatıyorum bu sıkıntılı durumlarımı ama kafamdaki şişlik, yüzümdeki morluk hala gitmiş değil. Her seyahate başka bir imza bırakıyorsun diyorlar. Öyle yoruyorsunuz beni diye oturup ağlayasım geliyor aslında.

Rüyamda, onun kucağındaydım. Panda’nın. Hani yağmur yağarken, bir otobüsün içinde şehri terkedermiş gibi, sorunlarımızı geride bırakacaktık diye sordu. Gerçek hayatta hiç ümit vermedin, sorunlarımızın ne olduğunu bile hatırlamayacak kadar çok zaman oldu ki, otobüsten indim, yağmurlar üzerime yağıyor şimdi dedim, hüzünlü.
Çok uzun bir yolculuktan eve dönmüş gibiydik aslında. Otobüs ile tek bağımız buydu. Farklı duraklarda indik…
Sophie