Beachwood.

Sonunda, Pine Rest’ten tamamen taburcu oldum. Bir daha oraya dönmemek için elimden geleni yapacağım. Karma ünitede kalmadım, Becca yine Beachwood Unit’e gitmemi sağladı. Orada, aslında istediğiniz zaman, telefon odasına girip konuşuyorsunuz ama ne yazık ki hastanede nöbet geçirdim ve bana çok ağır ilaçlar verildi. Yataktan çıkabilsem, mutlaka telefon odasın giderdim. Bugün Drone kullacağız ve evi…

Puzzle.

Puzzle’a başladım. Kendimi mi birleştiriyorum yoksa puzzle parçalarını, belli değil. Öyle çok kendimle konuşuyorum ki bunu yaparken. Eve geldiğimden beri, gerçeklerle yüzleşmek, çok kolay değil. Meğer ben kimseyi, dünyalar kadar sevmemişim, üzüldüğümde normal insanların kolayca atlatabildiği şeylere bu yüzden uzun zaman ağlamışım ama bunu ne yaparsam yapayım, değiştiremezmişim, yardım edemezmişim. Gerçek ve gerçek olmayanın, tam…

Don’t Care Givers.

Kafamı bir yere vurmadığım veya kafama bir şeyin düşmediği bir hayat yaşamak istiyorum. Neyse ki, çok sakin bir sokakta yaşıyoruz. Yoksa, delirmiştim. Sese karşı aşırı duyarlıyım. Güneşe zaten tahammül edemiyorum. Pine Rest’ten, taburcu olmayı isteyeceğim bu yüzden. Kafamı çok vurdum bu yaz, acaba vura vura mı kırdım diye düşünüyorum. İlki evde oldu, bradycardia durumundayken, sonra…

Involuntary Admission.

Bana beddua eden kimse, detayına kadar belirtmiş. Böyle sağlıksız, her şeyin peş peşe geldiği, bir yıl daha olamaz. Yaklaşık 2 hafta önce, 988 ile konuşuyordum web page üzerinden. Ruhsal olarak rahatlamak için, kriz hattı bu. Aramadım, adımı söylemedim. Çok alakasız sorular sordu, yani hava nasıl orada diyordu. Bot zannettim, kapatıyorum, dedim. Hayır gerçek biriyim, şu…

Weeekend!

Yeni telefonum geldi. Umarım kendisi, oversharing yapmadığım, daha çok edebi kaçtığım blogların fotoğraflarını çekecek. Dünyanın en sağlam cover’ını takmadan kullanmayacağım. Her yıl, ya telefon kırıyor ya da kaybediyorum. Tek telefonumu, 3 yıl üst üste kullanamadım. Şu an ise bir köşeye koydum. Üzerimde ruhi bir tembellik var, evde kameralar dahil, o kadar çok şey var ki,…

Happy Birthday Winnie.

Ufak bir sevinçten, bayram yaptık kendimize birkaç saatliğine. Winnie’nin doğum gününü kutladık.  3 gün once, evlilik yıldönümümüzdü. Dışarıya çıktık ama o bile öyle zor geldi ki. Motivasyon adına, en ufak bir kırıntı dahi yok içimde. Zaten hangi evliliği kutlayacağız, onu da bilmiyorum. Boşanmıyor muyuz? Ben bir aydır boşa mı kürek çekiyorum. Kendi beynime çok ihtiyacım…

September 13th.

Birleşik Devletler’e geri döndüm. Tekrar başlamak ve her şeyden vazgeçmek arasında bir yerlerde ruh halim. 13 gündür, aileler arasında çıkan gürültünün, kopan fırtınaların, hastane ziyaretlerinin ardı arkası kesilmiyor. Bense Pine Rest’e kaçtım, hem gönüllü hem gönülsüz olarak, ambulansla gittim. Vaftiz annem aradı. Bol bol dinlendim orada. Herkese uzaktım. Buz kestim. Bazılarının yüzüne bakmadım, günaydınlarına bile…

Marmaris.

Knidos sonrası durağımız, Marmaris oldu. Güzel koylarından birkaçında yüzdük. Turunç çok güzel bir koymuş. Elimden geldiğince görsel almaya çalıştım ama eğlenmek ağır bastı ve bir yerden sonra, kendimi ortamın güzelliğine bıraktım. 2025 yılını biraz da burada teselli ettim. Hayatımın, elveda dediğim yarısının kayboluşunu ise, teselli edebilecek hiçbir şey olduğunu sanmıyorum. Akşam ise, finali, sarhoş olarak…

Knidos.

Gerçekten, 1 gün gezip, 1 gün dinlenme tatil anlayışına sahibim. Datça’dan ayrıldık, Marmaris’e 1 saat yolumuz var. Duş aldıktan sonra, hala bir kaç sayfa da olsa, kitap okumak istiyorum yorgunluktan sızmazsam. Knidos antik kentini çok merak ediyordum. Bu şehir, Halikarnas’ın düşüşünden sonra, savaşmadan, barışçıl bir yolla Alexander the Great’in olmak istemiştir. Güzelliği hala üzerinde… Sıkıntılarımı,…

Datça Teknesi.

Hayalim de ise, aslında Datça vapuruna binmiştim, bugün. Hayal gücümle, çocukluğuma geri dönmeye çalışıyorum. Güzeldi yolculuk. İçinde okunan sevimli animasyonlu Harry Potter da mutlu etti. Lise anılarımı hatırladım. Birkaç koyda yüzdükten sonra, sıradaki koy için verilen 1,5 saatlik yüzme anonsu geçilmesine rağmen, denize atlamayıp, doğanın cennet gibi bir köşesinde, çevremde ağaçlar ve denizin görüntüsü ile,…

Datça.

Amacımız, finali Datça’da yapıp, yazı bitirmekti. Tam bir final olacaktı az kalsın. Öyle kötü bir yerde rahatsızlandım ve yardıma ulaşamadım ki, kafamı yastığıma koyduğumda, öldüğüme emindim artık. Kafamdaki şişlik hem büyüyor hem de vizyon kaybı yaratıyordu. Gözlerim sulanıyor, Elveda Rumeli – Deryalar parçası çalıyordu zihnimde. Sonra acilen ilaç yardımı aldım. En ufak dikkatsizlik, uykusuzluk ve…

Foça Saklı Cennet.

Birkaç gün uzaklaşmak, iyi gelecek. Ruhum, cehennemde yanıyor. Gözlerim, ister istemez, sevdiğimi arıyor. Bir mucize olsa da, tekrar onu çok sevsem, diyorum. Eskisi gibi değilim ona karşı. Göz görmeyince, gönül katlanmaya karar verdi 10 yıl sonra. En büyük korkum da buydu zaten, ya bir sabah uyandığımda, onu artık sevemezsem, diyordum. Onun beni sevmemesinden hiç korkmadım,…