simon man, simon man, i love you so much simon man.

ABD’ye gelirken, en çok korktuğum şeylerden biri, türkiye’de sevdiğim yiyecekleri bulamamaktı. pazar sabahı kahvaltılarında, mutlaka yediğim kıymalı böreğin, hiçbir zaman olmayacağını düşünüyordum. yıllardır burada yaşayan bir arkadaşım ise, bolca dolar getir yanında, burada her şey var, demişti. ilk önce türk restoranını keşfettim ama orada sadece çiğ börek vardı. sonra ortadoğu marketi buldum ama orada bulduğum yufkalar, dondurulmuştu ve inceydi. kaç kere denememe rağmen, bir türlü olmadı evde yaptığım börekler. 2 hafta önce, yeni bir arnavut restoranı açıldı. bunu da eşim keşfetti. boğa burcu, en çok sevdiği şey, yemek yemek. hemen arabasını çekip, ne var ne yok diye araştırmış. içinde kıymalı börek varmış, almış gelmiş. gözlerime inanamadım. umarım tutar restoran. çok sevdik. arnavut ciğeri içinse bastırıyorlarmış. en çok sevdiğimiz, en meşhur yemeğimiz, kontroller altında müşterilerimize sunmak istiyoruz, diye. michigan yasaları, ne yazık ki sakatat’a karşı.

zor bir geceden geliyorum. dünkü kavgalardan sonra, ne yazık ki hapsedildim. diyecek söz bulamıyorum. içine girip, cezamı çektim sadece. tek kelime konuşmadım. biraz uzun sürdü ama buna da alıştık. o kadar çok, normal olmayan şeye alıştım ki. uzaklaşmana asla izin vermem, boşuna bu havalara girme diye bağırıyordu. şimdi hatırladım.

bree ne verdiyse seni çarptı, bir daha bunu istemiyorum, bree sana dürüst olmanı söylemişti, ona dürüst olacaksın. o sütü içmeyeceksin. sonra sütten çıkmış ak kaşık gibi hissediyorsun kendini. geçmişte söylediğin yalanları üst üste koysam, göğe çıkarım...

benim artık yalan söyleyebilecek bir beynim yok yalnız. doğruyu bile tam olarak hatırlayamıyorum. gençtim ve ne yaptığımdan zerre haberim yoktu. en çok da, özel hayatım kocaman bir yalandı, çünkü gerçeğinde tek özelim oydu. bunu korktuğum için söyleyemedim, nasıl bir tepki ile karşılacağımı bilmiyordum. karşımdaki insan, öyle bir estiriyordu ki bu konuda, eminim bir çok yalan söylediğime…

2 kişi daha vardı aynı rakamlarda doğan. birini onu görünce bıraktım. diğeri ile biraz zaman geçirdik ama küçüktü ve gerizekalıydı. benden istediği kanada’ya da taşınmadım. her şeyim onaylanmıştı. 2011 yılında, beni durduran şey neydi? bir tatil ve sonrası olabilir mi?

bu sabahın şekerleri ise miller kardeşler. hannah’ın sınıfına çok girmesem de, simon miller, yaklaşık 3 aydır benimle. şaymın men şaymın men, i love you so much, şaymın men. böyle seviyorum. ilk geldiğinde, diğer öğretmenlerin ortak fikri, çok tipsiz olduğuydu. ben hiç öyle düşünmedim, çünkü bu bebek bana gülüyordu ve güldüğünde, tamamen savunmasız kalıyor, kucağıma alıp şımarttıkça şımartıyordum. gittikçe de yüzü değişiyor zaten.

sırasıyla, infant 1, infant 2, toddler 1, toddler 2 olarak devam ederler. buralarda şımartılırlar. 2’lerin öğretmeni ise çok katıdır. kaç kere şımartmayın şu çocukları, bize gelince şoka giriyorlar uyarısı aldık. umrumda mı hayır. aramızda, şımartmayan tek maddy vardı ama onun da son şansı. direkt kovacağım ilk yanlışında. ben hayatım boyunca, gençlere yardım eden biri oldum, çünkü bana çok yardım edildi. birçok kariyerli insan tarafından sahiplendim. birkaç gün önce, bir köşede onu ağlarken gördüm. direktörümle konuştum. psikiyatrist’ten gün aldı, esrarı bırakacağına söz verdi, bir şans daha verelim, gidecek hiçbir yeri yok, burası kariyer vaad eden bir yer, hadi büyüklüğümüzü bir kere daha konuşturalım, dedim. direktörüm, tek hatasında senin canını sıkarım ve onu sana kovdururum, burada ağlarsın sonra, dedi. deal bu. kabul ettim.

biraz da bu karar, asistanımın, elliot’u, kendine hızlıca çekip, stop diye bağırması oldu. ben bu hareketi maddy’den bile görmedim. sakın bunu bir daha görmeyeyim, eğer öfkeni kontrol edemiyorsan, bu işi bırak, yoksa başın belaya girer, seninle çalışmam, dedim. elliot’un annesi de doktor. çok büyük takıntıları olan bir kadın. geldiği gibi bir liste verdi her şeyi saatinde istiyorum, dedi. çocuğunu, masalla uyutmamı istiyor mesela. üzümlü krallığı anlatıyorum. bir blake bir de elliot, bunu çok sevdi ve hikayeyi gülerek, dinledi. kadın gerçekten farklı. oğlunun içmediği sütü bile istiyor. onu yeniden kullanıyormuş. biraz mide kaldırıcı ama saygı duymaktan başka bir şey gelmiyor elimden. kendi sütü sonuçta. isterse kafasına döksün.

maddy’den başka, bebekleri bilen de yoktu. biraz da ihtiyacımız vardı. diğerleri girse ben yokken, çok daha kötüydü. biz bölüm bölümüz. aynı ziraat mühendisliğindeki gibi, dallara ayrılıyoruz. ben infant ve toddler aldım, cda için. o yüzden de biraz fast track’in de fast track’i oldu. 6 ayda alınıyor ama bence hala grcc’ye devam etmeliyim biraz ara verip, çünkü orada 10 yaşa kadar eğitim var.

bu sabahın şarkısı da, mfö sufi. yani, aşka aşık olmuş sufi. ben kendimi hep böyle hissederim. oradaki sufi, ben gibiyimdir. ne aşktan ne de bir şeyden anlıyorum sanırım. aşkım hiç değer görmüyor. sadece insan insanı sevmez mi sözü bana uymuyor.

zorunda mıyım?

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.